28 Mayıs 2014 Çarşamba

Şamanik Bilinç Durumuna Ulaşmak

Modern şamanlar, vizyonsal deneyimin kolayca ulaşılabilir hale geldiği değişmiş bilinç durumuna ulaşmada, genellikle davul veya çıngırak gibi, monoton ve sürücü gücü olan bir vurmalı çalgı kullanırlar. Avustralya’nın şamanları didgeridoo ve/veya çubukları kullanırlar ve Orta Asya’nın Bön Po şamanları gibi bazı geleneklerde ise zil çalarlar. Laponya ve Norveç’in Sami halklarıysa monoton ritimde şarkılar söylerler. 

Araştırmalar, monoton davul ritminin beyni etkileyerek vizyonsal deneyime ulaşmayı nasıl sağladığını ortaya koymuştur.

Uyuduğumuz ve rüya gördüğümüz esnada, beynimiz delta dalgası durumunda iken, tipik olarak saniyede 1 ile 3 devir ya da Hertz (Hz) sinir sinyali ateşler. Uyandığımızda, beyin hızlıca, 8 ila 13 Hz arasında ateşleyen alfa dalgaları durumuna geçer. Bu durum, uyanık ve farkında olduğumuz ama özel bir şey yapmadığımız durumdur. Günün ilk çayını içtiğimizde, beyin dalgalarımız kabaca 13 ila 20 Hz. arasında ateşleyen beta durumuna geçerler. Bunlar konsantre olduğumuz, asıl işimizi yaptığımız ve uyanık gerçekliğin çoğunda işlev gördüğümüz, yüksek-frekanslı beyin dalgalarıdır.

Normal bir günde,beynimizin sol yarıküresi esas olarak bu beta dalgalarında işlev görür. Duygusal ve sezgisel işlevlerimizin çoğunu içeren sağ beyin ise alfa dalgalarında kalır. Tipik olarak, beynimizin bu iki yarısı arasında gidip geliriz, böylece dünyadaki işlerimiz (beta) ve yaratıcı düşünme için dinlenme molalarına (alfa) bağlı dalgalanmalar deneyimleriz.

Alfa durumunun altında ve uykudaki delta durumunun yukarısında, beynin tipik olarak 4 ila 7 Hz arasında sinir uyarımları ateşlediği, yaygın olarak teta durumu adı verilen bir ara bölge bulunur. Bu durum, Zen ustalarında ve transandantal meditasyon yapanlarda, fizik ve trans medyomlarında ve değişmiş bilinç durumundaki şamanlarda kaydedilmiş derin, yansıtıcı, rüya benzeri bir durumdur.
Vizyonsal deneyime teta durumundayken kolayca ulaşılır, bu olgu yüksek bilinç durumlarını araştıranlar tarafından onaylanmıştır. Davul veya çıngırak, bu vizyonsal bilinç durumuna ulaşmaya büyük biçimde hizmet eder. Saniyede dört ila yedi kez vurulan davulun monoton vuruşlarını veya çıngırağın kuru fısıltılarını dinlediğimiz sırada serebrumun her iki yarısı bu ritme uyar, aslında davulun veya çıngırağın ses dalgalarının sürüşünü izlerler. Beynin her iki yarısı, buna yanıt olarak, senkronize olarak saniyede 4 ila 6 Hz arasında atımlar ateşlemeye başlar ve böylece bireyin hafif bir transa girmesine izin verir. Dünyalar arasındaki esrarlı alanı bulabileceğimiz yer de tam olarak burasıdır.

23 Mayıs 2014 Cuma

FARKLI BİR SÜPERMEN HİKAYESİ

Simin Uysal

Şamanlar "gördüğümüz her şey bizim yansımamızdır" derler. Rüyaları anlamada, başlangıç için, gördüğümüz herşeyi ve tüm karakterleri kendi benliğimizin bir yönü olarak incelemek son derece aydınlatıcı olabilir. Buna iyi bir örnek olabilecek bir rüyamı paylaşmak isterim:

"İçi aydınlık fakat tanımadığım bir binanın merdivenlerinden yukarı telaşla koşuyorum. En üst kata vardığımda, büyük pencerelerin önündeki merdiven sahanlığında Süpermen'i Scarface'teki Al Pacino'ya benzer bir adamla karşı karşıya buluyorum. Süpermen'e öfkeyle saldırıyor. İlk önce onun hiçbir koşulda Süpermen'e zarar veremeyeceğini düşünüyorum. Fakat, son derece şık takım elbiseli, iş adamı görünümünde olan Al Pacino kendisinden hiç beklemeyeceğim kadar güçlü. Süpermen'in resmen pestilini çıkarıyor. Dehşet içindeyim. Süpermen yere yığılıyor. Bense başındayım. İçeri Al Pacino için çalışan yaşlıca bir kadın giriyor. Elinde bir şırınga var. Ona Süpermen'in güçlerini yok edecek bir iğne yapması talimatını vermiş. İçimden "bu herşeyin sonu olur" diye geçiriyorum. Kadın karşımda, iğneyi yapmak üzere Süpermen'in diğer yanında dizlerinin üzerine çöküyor. Gözgöze geliyoruz. Bakışları yumuşak. Bana hafifçe gülümseyerek göz kırpıyor ve Süpermen'in güçlerini yok edecek iğneyi yaparmış gibi yapıyor. Artık Süpermen'in sihrini kaybetmiş ve "normal birisi" olduğuna inanan adamla birlikte yanımızdan ayrılıyorlar.

Etrafı inceliyorum. Tek çıkış yolumuz pencere fakat çok yüksekteyiz. Aşağıda, ileri doğru uzanan muhteşem bir ova var. Tek çaremiz uçmak. Acaba Süpermen hala uçabiliyor mu diye biraz endişeliyim. Kötü dayak yedi çünkü. O sırada Süpermen yanıma, pencerenin önüne geliyor. Bana "hazır mısın uçmaya?" diye soruyor. Gerginim. Elimi tutuyor ve "gözlerini kapat, üçe kadar sayacağım ve havalanacağız, bana güven" diyor. Başka çare yok. Gözlerimi kapıyorum. Süpermen "hadi, bir iki üç" diyor. Havalanıyoruz. Uçabildiğimi yeniden hatırlıyorum ve çimenlerin üzerine yumuşak bir biçimde indiğimizde tarifsiz bir mutluluk içindeyim. Süpermen'le birbirimize bakıyoruz. Onun gözlerinde ve gülümsemesinde de mutluluk okunuyor."

Ve bu rüyadan büyük bir mutlulukla uyandım.

Rüya günlüğüme yazarken, "uzaylı oyununu" oynadım. Uzaylı oyunu, rüyadaki özellikle "ünlü" karakterleri sanki dünyayı ilk defa ziyaret eden ve onlar hakkında hiçbir fikri olmayan bir uzaylıya anlatır gibi anlatmak. Scarface'teki Al Pacino'ya benzeyen adam bence bir yetişkin. Hayatın zorluklarıyla ve acımasız gerçekleri ile mücadele eden ve hayatında sihire yer olmayan "gerçekçi" bir karakter. Süpermen ise benim çocukluk kahramanım. Benim için en önemli özelliği uçma yeteneği. Ayrıca normal hayatta sihirli yeteneklerini, beceriksiz bir gazeteci kimliği ile saklayan biri. Tertemiz bir kalbi var ve insanların iyiliği için çalışıyor. Kadın ise rüyaya ayrı bir sürpriz katıyor. İyi kalpli ve Süpermen'i koruyor. O da Süpermen gibi gizlice iyiliğe hizmet ediyor.

Elbette ki günlüğüme yazdıklarım bunlardan fazla. Kimseyi sıkmak istemem. Söylemek istediğim şey, rüya karakterlerine kendi benliğimizin farklı yönleri olarak bakmanın içgörü sağlayabileceği.

Rüyanın hatırlattığı diğer bir şey ise Sandra Ingerman'ın bir eğitimde anlattığı bir öykü. Yaşlı kızılderili bir gün torununa pek çok şeyden bahsederken şöyle diyor: "Evlat, içimde iki kurdun sürekli savaştığını hissediyorum. Biri öfke ve kin dolu, diğeri ise şefkat, iyilik ve sevgi dolu" Torun büyükbabasına "peki hangisi kazanacak?" diye soruyor. Büyükbabanın cevabı "Hangisini beslersem!"

Bu rüya beni içimizdeki çocukları, onların hayata sihirli, meraklı bakışlarını nasıl unuttuğumuz ve "acı gerçeklere" karşı savunma güdüsüyle nasıl öfkeyle saldırdığımızı düşündürdü. Peki biz yaşamlarımızda düşüncelerimiz, sözlerimiz ve tavırlarımızla neyi besliyoruz? Neyi büyütüyoruz? Benim buna cevabım, uzunca bir zamandır "Süpermen".

Rüyalarda gündelik zihnimizin ulaşamadığı içgörü, bilgelik ve şifa kaynaklarına ulaşırız. Ve onlara dikkat gösterip, çalışarak hayatımıza sihri yeniden getirebiliriz.          

Robert Moss'un dediği gibi "Uçmak için doğduk ve rüyalarda ruhun kanatları olduğunu hatırlarız." Ya da pelerini!

29 Nisan 2014 Salı

Dönüşüm Haberleri Mayıs 2014

Sandra Ingerman

Çeviri: Simin Uysal


Yalnızca görünen dünyaya odaklandığımızda spiritüel yolumuzdan çıkmak çok kolay. Şartlanmış zihin ve kolektif dış dünyada meydana gelen travma ve dramaya çekiliyor ve bunlara cezboluyor.  

Şartlanmalarımızla bu denli hipnotize olmak zorluk yaratıyor. Yalnızca güçlükleri algılamak yerine yaşamın sunabileceği güzelliklerine odaklanmak, pek çoğu için mücadele gerektiriyor. 

Yoğun bir çalışma gününden sonra kurumuş dere yatağımda yürüyüş yapıyordum. Zihnimi boşaltmak ve stresten arındırmak için bir yola ihtiyacım vardı. Geçmişteki yazılarımda da yazmış olduğum gibi, yürüyüş yaptığım kuru dere yatağı benim için sihirle dolu bir yer. Aynı yerde 18 yıldır yürüyüş yapıyor olmak ve ayaklarımın yeryüzüyle derinden bağlantısını hissetmek benim için şifalandırıcı bir merhem. Ve yıllar boyunca, bana hem yolumda rehberlik eden hem de görünmeyenin gücü ve yaşamın büyüsünü anımsatan pek çok işaret aldım.  

Doğada yürüyüş yapabileceğim böylesine tanıdık bir yerim olmasa nasıl merkezimde kalırdım gerçekten bilemiyorum. Dostum haline gelen ağaçları ziyaret edebiliyorum, kızıl kritalimsi kayaları seyredebiliyor ve kuşların şarkılarını dinleyebiliyorum. Burası yalnızca mesajlar aldığım bir yer değil aynı zamanda da bir rahatlama yeri.

Santa Fe’de kuraklık var. Bildiğimiz gibi, gezegenin her yeri iklimdeki aşırı uçta değişimleri deneyimliyor.  Ve eğer yalnızca araştırmalara inanacak olursak, değişimler artacak. Hala dengeyi davet edebilme gücümüz olduğuna ve insan davranışlarının gezegen üzerindeki etkilerini değiştirebileceğimize inanıyorum.

Yürüyüş yaptığım sırada kuraklık ve bu arazinin kaderi ile ilgili olarak endişelenmeye başlamaya engel olamadım. Gelecek ile ilgili ve bu büyüleyici güzellikteki manzarada yürüme zevkini daha ne kadar sürdürübileceğim hakkında düşüncelerimin içinde kayboldum.

Ve sonra kendimi, zorlukları beslediğim yerden, manzaranın bana sunduğu armağanları takdir etmeye çektim. Algımı arazinin ilahi sağlığını görmeye doğru değiştirmem gerekti.  

 Algımızı değiştirmek ve yeryüzü ve yaşam ağındaki herşeyin ilahi sağlığını görmek üzerine daha önce de yazmıştım. Bunu yaparken hissedebildiğim fiziksel bir değişim olduğunu görüyorum.  Güçlüklere karşı arazinin sağlığını algıladığım zaman üçüncü gözümün açıldığını hissediyorum. Ve gizli görüşümle gördüğüm herşey değişiyor. Bu, yalnızca görüneni değil ama görünmeyeni de gören bir çift gözüm daha olması gibi. Bu diğer çift gözle ağaçlar, bitkiler ve tüm canlılardaki gücü görüyorum. Ve üçüncü gözümle görürken, yansıttığım herşeyi değiştirebiliyorum. Son derece hayret verici.

Geçtiğimiz birkaç ayda kendimi Doğanın İlahi Zekasına daha fazla teslimiyet içinde hissettim.  Tüm hücrelerimde Santa Fe’nin ruhunun ne yaptığını bildiğini hissediyorum. Onun arazinin değişimine ve şekillenmesine izin verişine güveniyorum. Rasyonel düzeyde, olup biten herşeyi anlayamıyorum. Fakat evrim sürecine güvenim ve inancım var.

Çevreyi korumak için eylemde bulunmayı sürdürmemiz gerekiyor. Fakat bunu spiritüel çalışmamızı güçlendirme ile harmanlamamız gerek.

Spiritüel çalışmamızın anahtar bölümlerinden biri de canlı olan herşeydeki güzellik, ilahi güç ve ışığa odaklanmak.

Çoğumuz ilahi olana dokunabilmek ile egosal durumlar olan endişe, korku ve öfke arasında gidip geliyoruz. 

Kendiniz ve dünya için olanlar hakkındaki algınızı değiştirmek için daha çok görünmez duyunuzu kullanmayı deneyin. Yeryüzüne ve dünyaya ışık yansıtmanızın yolu belki de benim yaptığım gibi, üçüncü gözünüze odaklanmak ve onu açmak olabilir.

Çünkü dünyanın bizim yansımamız olduğunu biliyoruz. Görünmez görüşünüzle yansıttığınızın görüntüsünü değiştirdiğinizde yaşamınızı ve yaşam ağına bağlı herşeyi değiştirmiş olursunuz.   


Üçüncü gözüm açık halde yürürken, şartlanmış zihin hakkında da derinlemesine düşündüm. Gelecek nesillerin sevgi ve ışığı bizden daha kolay algılayıp yansıtabileceğini merak ettim. Tüm güçlükler ve değişimlerin ortasında sevgi ve ışık için araç olmak için çok çalıştığımızı hissediyorum. 

Fakat gerçekten de bilinçte bir evrim olacak ve insanlar günlerini güzellik, ilahi ışık ve sevgiyi algılayarak geçirecekler mi? Bu tarz bir yaşamın meydana geldiğini genişlemiş algı duyumla kesin olarak görebiliyorum.

Şimdilik çalışmamızı yapıyor ve ilahi olanı deneyimlemek ile yalnızca zorlukları gördüğümüz ve korku, öfke ve üzüntü hallerine girdiğimiz dualite hali arasında gidip geliyoruz.

Bir arkadaşımla birlikte bir aplikasyon tasarımı üzerinde çalışıyorum. İlk versiyonunu test ediyorum ve iki saatte bir bana uyarı vermeye programlı bir cihazım var. Uyarıyı çan sesleri ile veriyor. Ve çan seslerini duyduğumda yapmam gereken şey, durup ne hakkında düşündüğüme bakmak.

Gün içinde çan seslerini duymayı sevdiğim zamanlar var. Ve cihaza haykırdığım ve onu duvara çarpmak istediğim zamanlar da mevcut. Günün stresi içinde kaybolduğumda durmak ve bilinç durumum hakkında düşünmek istemiyorum.

Kendimden emin olarak söyleyebilirim ki, bu sürekli uyarıya geçmiş yıllara göre çok daha olumlu tepki veriyorum. Spiritüel uygulamalarıma odaklanmamın hayatımı daha bilinçli yaşamamı sağladığını gerçekten anlayabiliyorum. Ve ışık ve sevginin enerjilerini beslemek için düşünce ve duygularımı yeniden çerçevelemem gerektiğinin bana anımsatılmasını istiyorum. Kendi hayatımda, tüm yaşamda ve yeryüzünde büyümesini istediğim enerjiler bunlar.  Ve büyümesini istediğiniz enerjileri beslemeniz gerekir.

Aynı zamanda farkediyorum ki alarm nedeniyle (hafif tabirle) huzursuz hissettiğimde hemen bakabileceğim  moralimi düzelten bir sözcük, cümle ya da fotoğraf  varsa huzursuzluğum yalnızca birkaç saniye sürüyor. Çevremde böyle görseller bulunması düşünce dizimi değiştirmeme gerçekten yardımcı oluyor.  

Bilincinizi değiştirecek sözcük, cümle veya bir fotoğrafı yanınızda bulundurmayı lütfen düşünün. Bunu gün boyunca yapmak önemli. Çünkü stresli zamanlarda algımızı ve bilincimizi değiştiremiyorsak, o zaman spiritüel çalışmamızın bize nasıl fayda sağladığını kendimize sormamız gerekir.

Günün bir bölümünü sevgi ve ışık yayarak, bir bölümünü de çalışma hayatında, yapmamız gereken ufak işleri yaparken ve gün içinde oradan oraya koştururken doğal olarak ortaya çıkan streslerden dolayı öfke durumuna geçerek geçiremeyiz. Yalnızca kendimize uygun zamanlarda spiritüel bir durumda olamayız. 

Uygulamanızı sürekli hale getirmek için yollar bulmanız önemli. Spiritüel çalışmama odaklanmamı sürdürmemi sağlayacak, görebileceğim birşeye sahip olmanın benim için son derece gerekli olduğunu farkettim.

Kendinizi sabote eden, engelleyici düşünceler ve hüsran yerine size, sevgi ve ışık yaymayı hatırlatan ve bunun için ilham veren, yanınızda taşıyabileceğiniz bir şey bulun.

Kullandığınız sözcükleri ve düşüncelerinizi sizi olumlu bir sonuca götürecek biçimde değiştirmeyi öğrendikçe uygulamanızın nasıl güçlendiğini ve istikrarlı hale geldiğini farkedin.

Spiritüel uygulamamızın bir bölümü yoğun kolektif enerjilerden temizlenmek için düzenli seremoniler yaratmayı içerir. Aralık 2012 Dönüşüm Haberleri’nde kendimizi ve kolektifi temizlemek için ağır bilinç durumlarını bir ışık kazanına bırakmayı önermiştim. 


Kolektifte inanılmaz miktarda korku, öfke ve hüsran mevcut. Kendi negatif enerjilerimizle besleyerek biz de bu kolektif enerjileri artırıyoruz. Ve parçası olduğumuz kolektif enerjiden de etkileniyoruz.

Bu ay, size veya kolektife hizmet etmeyen enerjilerden arınmak için bir seremoni üzerine meditasyon ya da şamanik yolculuk yapmak için zaman ayırın. 

Size hitap eden bir elementi kullanabilirsiniz. Eğer hava elementi size hitap ediyorsa, o zaman tütsü yakabilir ve kendinizi salıvermeniz gereken şeylerden arındırabilirsiniz. Lütfen salıverdiğiniz enerjileri niyetiniz ile sevgi ve ışığa dönüştürmeyi hatırlayın.

Eğer ateş size hitap ediyorsa, o zaman size hizmet etmeyen enerjileri bir şöminenin içinde yakacağınız ateşin alevlerine bırakabilirsiniz.  Ya da bir mumun alevine konsantre olabilir ve ateşin dönüştürülmesi gereken enerjileri dönüştürmesine izin verebilirsiniz. Ayrıca meditasyon ya da şamanik yolculuk yapabilir ve kendinizi arındırmak için olağan dışı alemlerde de bir ateş seremonisi yapabilirsiniz.

Dönüştürülmesi gereken enerjilerden kendinizi arındırmak için su kullanabilir ve suya akan bu enerjileri niyetle sevgi ve ışığa dönüştürebilirsiniz. 

Enerjiyi dönüştürürken, toprağa bırakmaya ihtiyaç hissetiklerinizi gömmek de çalışmak için bir yol. Onunla saygı ile onurlandırarak çalıştığınızda, toprak bu enerjileri verimli bir bir toprağa haline getirecektir.  

Sonraki adım ise dönüştürülmesi gereken ağır kolektif enerjileri temizlemek için meditasyon ya da şamanik yolculuk yapmak olacaktır. Bunu küresel bir topluluk halinde yaparken, pozitif değişimin gerçekleşebilmesi için eterlerde temiz bir alan yaratmış olacağız. Ve tüm düzeylerde daha rahat nefes alabileceğiz. 

Bu çeşit arınma seremonilerini düzenli olarak gerçekleştirmek için karar verin. Aynen kendimizi fiziksel olarak temizlediğimiz gibi spiritüel temizlik sürecine de düzenli olarak devam etmeliyiz. Böyle bir seremoninin spiritüel çalışmanızı ne kadar desteklediğini farkedin. Böyle enerjilerle tıkandığınızda spiritüel uygulamalarınızı sürdürmek zordur.


Dolunay 14 Mayıs’ta. İşe kendinizi spiritüel olarak temizleyerek başlayın. Transfigürasyon uygulamanızın derinliğini desteklemek için biraz hazırlık çalışması yapın. Yüzeysel biçimde çalışmak yaşam ağının sağlığına katkıda bulunmaz. Transfigüre olmak için yaşamınızın zorunlulukları ve olağan endişelerinizi geride bırabildiğiniz bir zamanı seçin.

Bilincinizi yükselten bir müzik dinlemek isteyebilirsiniz. Bazıları derin bir spiritüel durumu desteklemek için şarkı söylemeyi ya da dans etmeyi faydalı buluyor. Kendiniz için uygun olan yöntemi bulun.

Transfigüre olun ve ilahi olanın ışığını tüm hücrelerinize mas edin. Işığı içinize çekin. Işık yayın ki yeryüzünün içinde ve çevresinde aksın ve parlasın. Işık ağını sevgi ile besleyin. Parlak bir ışık ağını örerek oluşturmaya devam edelim.

Dönüşüm Haberleri’ni okumaya yeni başladıysanız lütfen ana sayfadaki “İnsanlardan Oluşan bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyunuz.



7 Nisan 2014 Pazartesi

DUYGULAR, DUYGULAR, DUYGULAR!


Simin Uysal 

Bir rüyayı anlamak için ilk ipucumuz DUYGULAR, DUYGULAR ve DUYGULAR dır.

Bir rüyanın niteliği ve rüyanın nasıl keşfedilmesi gerektiğine dair en iyi rehberlik, rüyadan hangi duygularla uyandığımızda saklı olabilir. Bu duygular bize rüyanın olumlu ya da olumsuz mu olduğunu, önem derecesini, kişisel olarak bize yakınlığını ya da uzakta bir yerlerde veya başka birine olan şeylerin yansıması mı olduklarını anlatır. İlk duygularımız  bunların yanında, rüyanın bedensel sağlığımız, gelecekte meydana gelebilecek olaylar ya da başka bir gerçekliğin deneyimine ait olduklarına dair yol gösterdikleri gibi rüyanın birebir ya da sembolik olarak okunması gerektiğine dair ipuçları da sunarlar. 

Rüya sırasındaki duygular da dikkate değer olmakla birlikte, ilk uyandığımızdaki duygular çok daha fazla yol göstericidir. Burada bahsettiğimiz duygular, rüyadan ilk uyanırken hissettiklerimiz, evdekilerle ya da yakın arkadaşlarımızla konuştuktan sonrakiler değil.

Konunun ne denli önemli olduğunu,  Osmanlı tarihinden bir örnekle anlatmak istiyorum. Aslı Niyazioğlu’nun “Aşık Çelebi ve Şairler Tezkiresi Üzerine Yazılar” adlı derlemesinde(1) Figani’nin rüyasının Karabalizade tarafından yanlış yorumlanmasına ilişkin harika bir makalesi mevcut. Makalenin konusu 1532 yılında veziri azam İbrahim Paşa tarafından idam ettirilen ünlü şair Figani. İbrahim Paşa’nın 1526 yılındaki Buda seferinden sonra üç tane heykeli getirtip sarayının bahçesine diktirmesinden sonra, “dünyaya iki İbrahim geldi. Birisi putları yıktı, diğeri dikti” diyen beyitin etrafta dolaşmaya başlaması ve Figani’ye atfedilmesi üzerine Figani yakalanıp asılır.  

Niyazioğlu’nun makalesinin kaynağı, Figani’nin biyografisini idamdan 30 yıl sonra yazan Aşık Çelebi (Meşairüş-Şuara).

Rüya, idamından üç gün önce, Karabalizade’nin evindeki neşeli bir toplantının sabahında Karabalizade’nin Figani’yi “gamlı fıstık gibi ağzını bıçaklar açmaz” halde bulması üzerine Figani tarafından felakete yorduğu bir rüya gördüğünü ve bu yüzden çok üzgün olduğunu söyleyerek anlatılıyor.  
 

Bu gece gördüm ki iskelede bir minare yapılmış; devlet sahiplerinin himmeti gibi yüksek ve aşığın ahının dumanına benzer. Teklif ettiler çıktım. O minarede ezan okudum ama içime bir korku geldi ki canımdan vaz geçtim.


Karabalizade rüyayı duyunca güler ve Figani’ye rüyasının hayır olduğunu ve “başka türlüsünün olanaksız olduğunu” söyler ve Figani’nin korku ve üzüntüsüne rağmen bunu bir atama rüyası, mekanı da Eminönü olarak yorumlar. Bu atamaya yardım etmek için hemen aynı gün Defterdar İskender Çelebi’ye gideceğini ve Figani için gümrük katipliği ataması alacağını, “böylece iskelede denize nazır gümrükte yiyip içerken vergi tahsil edip, sohbetler ile zevk ve neşeden yükselen sesin etrafa yayılsın, tabiri böyle vaki olsun” der.   
   
Burada Karabalizade Figani’nin rüyası hakkındaki korkusunu (ölüm korkusu ve aşıkların ahlarından yükselen yoğun ve uzun dumana benzettiği minare de dahil) dikkate almıyor. Dolayısıyla da, Figani’yi üç gün sonra apar topar Tahtakale’den götürülüp, dövülüp halka teşhir edildikten sonra Eminönü’ndeki balık pazarındaki idamına hazırlamak (engellemek demiyorum çünkü bir veziri azam birinin katline ferman verdiğinde engellenebileceğinden pek emin değilim) için hiçbir şey yapılamıyor.

Burada rüyayı görenin duygularına önem vermeyip sadece şekil üzerinde durması ile Karabalizade’nin yaptığı yanlışı görebiliyoruz. Karabalizade’nin şekilsel olarak “yüksek makama” yorduğu minare aslında Figani’nin Eminönü’ndeki darağacının bir görüntüsü ve bize ipucunu da yine Figani’nin rüyası hakkındaki güçlü duyguları veriyor.


Kaynak

1. “Rüyaların Söyledikleri”, Aslı Niyazioğlu. “Aşık Çelebi ve Şairler Tezkiresi Üzerine Yazılar”. Derleyenler: Hatice Aynur, Asli Niyazioğlu. Koç Üniversitesi Yayınları

Dönüşüm Haberleri Nisan 2014

Sandra Ingerman                        

Dünyanın pek çok yerindeki okuyuculardan Dönüşüm Haberleri Mart sayısı hakkında harika geribildirimler aldım.

Bilgisayarın karşısında oturmuş yazıyı yazarken derin ve güçlü ve birşey meydana çıktı.

Yıllar boyunca burada yazdığım yazıların enerjisini izlemek ilginç oldu. Bu köşeyi yazmaya 1998 yılında başladım. Paylaşabileceğim herşeyi paylaştığım ve söylemek istediğim herşeyi söylemiş olduğumu hissettiğim aylar oldu. 

Yıllar önce bu duygumu Dönüşüm Haberleri’nin bir sayısında paylaştım. Daha fazla söyleyecek birşeyim olduğundan artık emin olmadığımı yazdıktan sonra  epeyce tepki aldım. Postaneye mektuplarımı almaya gittiğim izleyen haftalar boyunca posta kutum hep doluydu. Dünyanın her köşesinden okuyucular, köşemi yazmaya devam etmemi rica ediyorlardı. Ben de sevinçle devam ettim.  

Herhangi bir ayın yazısını yazmak için kendimi zorladığımı asla hissetmedim. Fakat benden akan enerjilerin nasıl değiştiğini fark ediyorum. Okyanusun dalgaları gibi, bazıları denize akıyor ve sular sakin. Bazı dalgalar güçlü biçimde yükseliyor ve kıyıya çarpıyorlar. Bazı yazılarımda geçmişteki paylaşımlar üzerinde düşünmeye davet ettim. Ve bazı yazılar da bizi ayağa kalkıp, çalışmamızı yapmaya davet eden daha coşkun bir enerjiye sahip. Bir döngüyü tamamlamaya çalışarak, daha önce yazmış olduklarımı yenilediğim yazılar da var. 

Geçen ay yazdıklarım üzerine derinlemesine düşündüm. Bu beni insanlığın davranışlarını yönlendiren özü incelemeye götürdü. İnanıyorum ki, çekirdek konu SEVGİ.
Hepimiz çocukluğumuz ve nasıl yetiştirildiğimiz ile ilgili çok çeşitli anılara sahibiz. Sizi seven ebeveynlere sahip olduğunuzu hissetseniz de hissetmeseniz de, yine de yaralarıız ve travmalarınız mevcut. Bu yara ve travmaların bazıları bir ebeveynin tacizkar davranışları ile yaratıldı. Fakat çoğumuz otorite figürleri ve toplumla etkileşimimiz yoluyla bir düzeyde yaralandık.

Çoğu insanın yetiştirilişinin özünde koşulsuz sevgi yoktu. Bize yüklenen bazı gerçekdışı beklentiler ile büyütüldük. Bize kim olduğumuz ve hayatta ne yapmamız ve neleri başarmamız gerektiği söylendi. 

Pek çok insan için, çocukluklarından gelen bu yaralar, yaşamın baskısı ve gerçekten olduğumuz kimse için sevilmeme duygusuyla başedilmek için sağlıksız örüntüler ve davranışlar yarattı. Bazıları hizmete adanmış bir hayatı seçer ve diğerlerine yardım etmeye çalışır. Bunun yanında diğerleri güç kazanmaya ve maddesel düzeyde birikim yapar. Altta yatan ise kabul edilme, onurlandırılma ve sevilme arzusudur. Fakat bu arzu, çocuk olarak alamadığımız koşulsuz sevginin yokluğu nedeniyle ortaya çıkan duygusal sorunların altında gömülü olarak kalır. 

Kendimizi yeniden bulmalıyız. Bununla sizin için formel bir soul retrieval seremonisi (şamanik uygulamacının olağan dışı gerçekliğe yolculuk ederek danışanın kayıp enerjisini bulup ona geri getirmesi) yapılması gerektiğini kastetmiyorum. Yine de çocukluğunda travma yaşamış ve yaralanmış pek çok kişi, bir soul retrievaldan büyük fayda görebilir.  

Konu sevgiyle dolu ruhla dolu bir hayatı nasıl yaşayabileceğimiz. 

Ebeveynleriniz, otorite figürleri ve toplum size hep bir kimlik yansıttıklarından dolayı, doğada tek başına zaman geçirmek ve meditasyon ve şamanik yolculuk yaparak kendinize “Şartlandırmaların ötesinde ben kimim?” diye sormak önemli.  Ve size yansıtılmış olan kimlik, ruhunuzun gerçek doğası ile uyumlu değilse sevgi ve kabulü aramaya devam edeceksiniz. Size yansıtılanları kabul etmiş ve diğerlerinin beklentilerini karşılayacağınız bir hayatı yaratmış olabilirsiniz. Ruhunuzun amacı için gerçek bir anlam ifade etmeyen bir hayatta kısılıp kalmış olabilirsiniz. Oysa ki tüm istediğiniz yalnızca kim olduğunuz için gerçekten sevilmek.

Üzerinize yansıtılanların ötesinde kim olduğunzu ve ruhunuzun gerçek doğasını yalnızca siz bilebilirsiniz. Hepimiz için kendimizi yeniden bulma zamanıdır.

Yıllar süresince sizi yaratıcınız ya da evrenin yaratıcı güçleri hakkında öğrenmek amacıyla meditasyon veya şamanik yolculuk yapmanız için yönlendirdim. Bizimki gibi bir grup için yazmak dikkat istiyor zira hepimizin kendi dini ve spiritüel inançları için kullandığı belirli sözcükler var. İnancınıza uygun olan terimi bulmalısınız – Tanrı, kutsal tanrıça, evrenin yaratıcı gücü ya da inançlarınıza uygun sözcük hangisi ise.

Yaratıcınız ile tanışma ve yaradılış öykünüzü öğrenme uygulamasını Yeryüzü için Şifa ve 2000 yılından beri yazdığım kitapların çoğunda paylaştım.

Bu uygulamayı paylaşmayı sürdürüyorum zira bunun birlik bilincini tüm duyusal algımızla deneyimlemek ve koşulsuz sevginin aracı olmak için anahtar bir uygulama olduğunu düşünüyorum.  Çünkü yaratıcımızla olan birliği ve yaratılmış olduğumuz sevgiyi hücrelerimizde deneyimleyemezsek, bu spiritüel bilgiler zihinsel bir anlayış halinden öteye geçmez. Ve spiritüel ilkelere dair zihinsel bir anlayış, hiçbir güç taşımaz. Onları hücrelerimzde hissetmeli ve yaşamalıyız.   

Tekrar etmenizi istediğim uygulama, yaradılışınıza katılmış olan sevgiyi hücrelerinize tümüyle mas etmek için meditasyon ya da şamanik yolculuk yapmanız. Bunu daha önce de beraberce yapmıştık. Fakat bu uygulamanın tekrar tekrar yapılması gerekiyor. Bu uygulamayı tekrar ederken bu deneyimle oluşan şifa hücrelerinzde daha derinlere iner. Bu uygulama, tek başına bile, geçmiş yaralarınızı iyileştiren güçlü bir merhem olabilir. Çünkü gerçek şifanın kaynağı koşulsuz sevgidir.

Genişlemiş bir bilinç haline ulaşmanıza yardımcı olan bir meditasyon müziği dinleyebilirsiniz. Ve niyetinizi yaratıcınızın enerjisiyle buluşmak ve yaradılışınıza katılan koşulsuz sevgiyi duyusal ayrımsama olarak deneyimlemek olarak belirleyin. Bunun anlamı, böyle bir sevgi ile dolduğunuz ve onunla sarmalandığınızda kalp atışınızın nasıl değiştiğini hissetmek. Cildinizin sıcaklığını farkedin. Bedeninizden akan enerjiyi hissedin. Ellerinizin, el ve ayak parmaklarınızın karıncalanıp karıncalamadığını farkedin. 

Kendinizi ışığa bırakın ve ışığı hücrelerinize absorbe edin. Yaratıcınızla ve yaşam ağındaki herşeyle birlik hissini deneyimleyin.

Kendinizi hazır hissettiğinizde bilincinizi içinde bulunduğunuz odaya geri döndürün. Birkaç derin nefes aldıktan sonra gözlerinizi açın. Renkleri ve gördüğünüz güzel imajları için. Bedeninizdeki hisleri hissedin. Size şarkı söyleyen doğayı dinleyin. Derin bir nefes alın ve havadaki kokuları koklayın. Hazır olduğunuzda birşeyler yiyin ve gerçekten taze ve sağlıklı bir tat alın. Tat alma duyunuzun nasıl yeniden canlandığını farkedin. Biraz su için ve ağzınızdan ve boğazınızdan geçerken suyun tatlı yumuşak tadına varın. Çevrenizdeki yumuşak şeylere dokunun ve elleriniz ve parmaklarınızdaki hisleri farkedin. Duyularınızın nasıl daha canlı olduğunu farkedin. 

Yaratıcınızın koşulsuz sevgisini deneyimlemeyi ve içinize çekmeyi sürdürdüğünüzde, kendinize ve diğerlerine olan davranışınızı değiştirmek isteyeceksiniz. Bu uygulamayı tekrarlamayı sürdürdükçe dünyada sevgi için daha büyük bir araç olabilmek için kalbinizin genişlediğini fark edeceksiniz.

Geçmişte sizi atalarınızla bağlantı kurmanız için teşvik etmiştim. Bunu meditasyon ya da şamanik yolculukla yapabilirsiniz. Atalarımızın davranışlarına dair tatsız anılarımız olabilir. Fakat şimdi aşkın alemlerde ve Kaynak ile birlikteler. Onların sevgi dolu enerjisi size şifa, sevgi ve destek sağlayabilir.  Çümkü atalarınız sizin sağlık ve esenliğinizi gözetiyorlar. Aamaçlarınızı ve hayallerinizi gerçekleştirmenizde başarılı olmanız için gerekli olan enerji desteği sağlamak istiyorlar. Sizi sevip desteklemelerine izin verin. 

Evet, insanlığın kolektif olarak birbirine ve yaşam ağına olan davranışlarında bir değişikliğe ihtiyaç var. Koşulsuz olarak sevildiğimizi hissetmek, doğal olarak davranışımızı değiştirir. 

Aynı zamanda da, spiritüel bir topluluk olarak bizim de egonun yerine ruhun yolundan yürüme köprüsünü geçmemiz önemli. 

Hem Yeryüzü için Şifa çalışması hem de diğer spiritüel öğretilerin önemli ilkelerinden biri de dışımızdaki dünyanın içsel durumumuzun bir yansıması olduğudur. 


Spiritüel düzeyde, içsel bilinç durumumuzda neyin dönüştürülmesi gerektiğini incelemeye devam etmeliyiz. Bu, nasıl düşündüğünüz, kullandığınız sözcükler, kendinize anlattığınız öyküler ve dünyaya gönderdiğiniz enerji ile ilgili. Dışımıza yansıyacak sağlıklı ve güzel bir içsel manzara yaratmalıyız.


Neville’in öğretilerinin Yeryüzü için Şifa kitabımı yazdığım sırada benim için çok güçlü etkileri olduğunu çoğunuz biliyorsunuz. Neville’in öğretileri bana ilham veriyor ve kendime zarar veren ve sabote eden düşünce ve inançlarıın bazılarını dönüştürmeme yardımcı oluyor.


Neville’in yahoo grubunda kısa zaman önce aşağıdaki sözler paylaşıldı. Bu sözler, Neville’in 17/11/1967’de verdiği “İnsanın Özü” dersinden. Üyesi olduğum yahoo grubunun adresi:

https://groups.yahoo.com/neo/groups/nevillequotes/info.


Aşağıdaki öğretinin üzerine bir süre oturup düşünmek isteyebilirsiniz.


“Eğer senin içinde olmasam, bu rüya gerçek olmazdı. Eğer dünyadaki herşey benim içimdeyse, o zaman senin dünyandaki herşey senin içinde. Ve eğer senin dünyandaysam, o zaman senin içindeyim.” 


Dolunay 15 Nisan’da. Bu tarihte aynı zamanda bir de tam ay tutulması olacak. Haydi spiritüel bir topluluk olarak, yaşam ağındaki herşeye sevgimizi ifade etmek için biraraya gelelim. Gün içinde, kendinizi tamamen transfigürasyon uygulamanıza verebileceğiniz en iyi zamanı bulun. Hazırlık çalışmanızı yapın. Yaratıcınızın sevgisini deneyimleyin ve bu sevgiyi hücrelerinize doldurun. Kendi ilahi ışığınıza dönüşün. Birlik ruhu içinde, sizin ışığınız çemberimizdeki herkesin ışıklarıyla birlikte dans etmeye başlayacak. Haydi hep birlikte parlak, ışıltılı bir ışığını yeryüzünün çevresinde ve içinde örelim. Kalbinizin sevgiyle attığını hissedin. Işığınızın kolaylıkla hücrelerinizden yayıldığını hissedin. Işığınızı, yeryüzün, elementlerin ve çemberimiz de dahil yaşam ağındaki herşeyin ışığıyla birlikte örün.


Dönüşüm Haberleri’ni okumaya yeni başladıysanız, lütfen ana sayfadan “İnsanlardan Oluşan bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyunuz.

27 Şubat 2014 Perşembe

Dönüşüm Haberleri Mart 2014

Sandra Ingerman              

Fiziksel düzeyde, gezegenin durumu korkunç görünüyor. Fakat spiritüel boyutta değişim için hazır. 

Çevrenin mahvolmasına katkıda bulunan kararların nasıl alınabildiğini hayret içinde seyrediyorum. Pek çok insanın hangi kimyasalların güvenle tüketileceğini bildiren bilimsel araştırmalara güvendiğini de izliyorum. Çevresel etki raporları, araştırma yapılan projelerden finansal yarar sağlayacak büyük şirketler tarafından finanse ediliyor.

Çoğu insan trans halinde kalmayı tercih ediyor ve sağlıklarını koruma konusunda akıllıca seçimler yapmıyor. Kimin kimyasallar ya da petrolle kirlenmiş suyu içmenin veya böcek ilacı püskürtülmüş yiyecekleri yemenin güvenli olduğu konusunda araştırmacılardan gelecek bir açıklamaya ihtiyacı olabilir? 

İnsanların kendi içsel bilgelikleri yerine neden gerçekleri söylemeyen veya çevreye bıraktıklarımızın uzun dönemdeki etkilerini bilmeyen yetkililere güçlerini teslim ettikleri konusu merak uyandırıcı.

İnsanların neler olduğunu bildiklerini ama olumlu değişimler için nasıl katkı yapacaklarını bilmeye gelince donup kaldıklarını düşünüyorum. Ve elbette pek çoğu da hayatta bunaldıklarından, transta ve duyarsız kalmak daha kolay geliyor. Pek çoğu kafasını yorganın altına saklayabileceğini sanıyor. Biz farklı olduğunu biliyoruz

Su kaynaklarının kimyasallarla kirlendiği Batı Virginia’da pek çok tartışma yaşandı. Araştırmacılar suyun içmek için güvenli olduğunu söylediler. Pek çok ebeveyn çocuklarına bu suyu içirmeyi ve onunla banyo yaptırmayı reddetti. Sağduyuları ile hareket eden ebeveynlerin doğru olanı yaptıklarını düşünüyorum.

Resmi bir görevli, Batı Virginia sakinlerinin deney faresi olarak kullanıldıklarını söylemelerinin onu dehteşe düşürdüğünü söyledi. Fakat toprağımıza, suyumuza ve havamıza bırakılan kimyasalların uzun dönemli etkilerini gerçekten kimse bilmiyor.

İçsel bilişimize ve sezgimize güvenmek zorundayız. Çünkü, açık söylemek gerekirse, insanlar doğaya aykırı hareket ediyor. Ve biz de doğanın parçası  olduğumuz ve ondan ayrı olmadığımız için, toplumun eylemlerinin sonuçları da olacaktır.

İnsanlığın, çevreye yapılanların hem yaşam ağındaki tüm canlıları hem de yeryüzünü etkilediği olgusuna uyanmaları için ne gerektiğinden emin değilim.

Bazen insanlık kolektifine olan inancımın azaldığını görüyorum. Aynı zamanda da ruha ve ruhsal topluluğa olan inancım da artıyor. Zira umudun olduğu yer burası. Ve umut olmadan da devam etmek için bir neden yok.

Kolektif, insan davranışlarının sonuçlarına uyanana kadar spiritüel çalışmamızı güçlendirmeli ve buna odaklanmalıyız. Çünkü spiritüel gelenekler asırlar boyunca toksinleri dönüştürebileceğimizi göstermiştir. Ve bu da Yeryüzü için Şifa çalışmasının temelidir

Varolan herşeyi ışık olarak algılamayı sürdürmeliyiz. Güneşin ışığının yanında soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun ve yediğimiz yemekteki ışığı da mas etmeliyiz. Yuvamız olan yeryüzünü etkileyen seçimlerde duyarsızlık, aç gözlülük ve cehaletin olduğu bu zamanda büyümemizi sağlayacak araçlara sahibiz.

İlahi olanın dönüştürebileceğini ve şifaya ihtiyaç olanı şifalandırabileceğini biliyoruz. Spiritüel metotlar sayesinde bize geri yansıyacak olan uyum ve denge duygusunu yeniden kazanabiliriz.

Muhtemelen yalnızca rasyonel ve olağan bilinç alemlerini kabul eden insanlardan daha farklı bir dalgayla seyredeceğiz.

Geçen yıl da yazdığım gibi, önümüzdeki meydan okuma dışarıdaki dünyada ne olursa olsun spiritüel çalışmamıza odaklanmak. Artık ego ile ruhun yollarını birbirine karıştırmayı göze alamayız. İçinde yaşadığımız zaman bir seçim yapmamızı gerektiriyor.

Çevrede olup biten her şeyin farkında olmama rağmen yokluk inancı ve korkuya teslim olmayı reddediyorum.   Doğaya ve yaşam ağındaki herşeye saygı gösterip onurlandırmak olan spiritüel çalışmamı sürdürmek için açık bir seçimde bulunuyorum. Ruhun gücüne inanmayı ve korkuya doğru hareket eden toplu bilince teslim olmamayı seçiyorum. Korku kontrol arzusunu yaratır. Ve kaderimizin kontrolü yalnızca ruha aittir.  Küresel spiritüel topluluğun güçlenmesine yardımcı olmaya bağlılığımı da sürdürüyorum. Çünkü birlik içinde beraberce çalışarak çok büyük değişim yaratma yeteneğimiz var

Aynı anda hem korku hem de ruhtan hareket ile çalışamayız.

Evet, topluluklarımızda fikirlerimizi ifade etmeli ve çevreyi etkileyen siyasi kararlarda mantığın sesi olmalıyız. Ve aynı zamanda, küresel bir topluluk olarak hep birlikte çalışmamıza odaklanmalıyız. Yaşadığımız dünyayı değiştirebilecek olan, uygulamalarımızla bizden doğacak olan ilahidir.   Ruha teslim olmalı ve çalışmamızı yapmalıyız. Ruhun gücüne olan inancımızda sağlam durmalıyız. İlahi olan, ışık ve sevgi için araç olmanın tek yolu bu.

1990’ların başında televizyonda bir belgeseli nasıl izlediğimi hala apaçık hatırlarım. Araştırma, yeryüzünün pek çok bölgesinde ortaya çıkabilecek olan aşırı kuraklıktan bahsediyordu. Tam bir çöl olan Santa Fe’de yaşayan biri olarak paniğe kapıldğımı hissettim.  
Ertesi gün bir şamanik yolculuk yaptım ve spiritüel öğretmenim İsis’i ziyarete gittim. Ona korkumdan bahsettim. Bana sert biçimde “suyunun olmayacağına inanırsan o zaman suyun olmayacaktır” dedi.

İsis, bu söylediklerini ben daha “Yeryüzü için Şifa” çalışmama başlamadan söylemişti. O zamanlar hala ikinci kitabım olan “Yuvaya Hoşgeldin”i yazıyordum.

İsis’in bana vermiş olduğu mesaj, beni algımızın nasıl gerçekliğimizi yarattığını öğrendiğim bir dizi yolculuk yapmaya yönlendirdi. Ve bu da Yeryüzü için Şifa çalışmasının temel öğretilerinden biridir.

Her şart altında, hatta yıkım ve felaketin ortasında bile yaşamın ışığı, güzelliği ve sevincini algılamayı seçebiliriz. İçimizde ve dışımızda olan ilahiliğin ışıyabilmesi işte bu yükselmiş algıda mümkündür. İlahi olan yalnızca yüreklerimizi açtığımızda ortaya çıkar.

Ve ölüm ve yıkım olurken bile yeni bir yaşamın doğduğunu hatırlamalıyız.

Kitaplarımın pek çoğunda 1960’lı yıllarda Findhorn, İskoçya’da biraraya gelmiş olan bir spiritüel topluluk hakkında yazdım. Kendi sebzelerini yetiştirme konusunda kararlıydılar. Fakat toprak kumdu ve sebze yetiştirmeye uygun değildi. Doğa ruhları yani gizli halk ortaya çıktıkları ve bu toplulukla işbirliği içinde beraberce çalışmaya başladıkları zaman sebzeler de yetişti. Ve sebzeler mucizevi boyutlara ulaştılar. Bu bize doğa ruhlarıyla nasıl ortaklaşa çalışabileceğimizi gösteren muhteşem bir örnek.

Spiritüel geleneklerce anlatılan ve insanlar kişisel içsel çalışmalarını yaptıkları ve değişime hazır olduklarında ilahi olanın nasıl devreye girip, yardımda bulunduğunu anlatan pek çok öykü vardır.

İnanıyorum ki, spiritüel uygulamalarımıza odaklandıkça ve onları güçlendirdikçe görünür ve görünmez arasındaki perdeyi de açarız ve ilahi olan ve yardımcı ruhlar yaşamı sürdürebilmek için bizimle ortaklık içinde çalışabilirler.

Şubat ayında bir sabah pek çok düşünce ile uyandım. İçinden geçtiğimiz değişimler son derece yoğun. İklimsel değişimlerin yanısıra şiddet ve siyasi çalkantılarda da artış var. Pek çok arkadaşım ve meslekdaşım ya ağır hastalıklardan yeni kalkıyorlar ya da aşkın alemlere geçtiler.

İnsanlığın toplu olarak inisiyasyonun sonraki aşamasına girdiğini hissederek ve bilerek uyandım. Bir inisiyasyon eski yaşam biçiminin ölümünü yaratır. Ve bu yoğun değişimin içindeyken inisiyasyonun sonraki aşamasından uyuyarak geçebileceğimize inanmıyorum.

Bizi inisiyasyonun sonraki aşamasında taşıyacak olan içimizdeki ruhun gücüdür. Bedenimiz ve zihnimiz içinde bulunduğumuz değişimlerde bize güç verecek olan şeye sahip değildir. Ama ruhumuz  ihtiyacımız olana sahip.

İçsel ruhumuzla, ilahi ışığımızla derin bir bağlantı kurmalıyız. İlahi ışığın ne olduğunu yalnızca zihnen kavradığımız yapay bir bağlantı yaratamayız.

Geçtiğimiz aylarda sizi cesaretlendirmiş olduğum gibi, lütfen transfigürasyon uygulamanızı yenileyecek ve tazeleyecek yollar bulun ki yapay bir düzeyde çalışmış olmayasınız. Derine dalın!

Aynı öğreti, diğerlerindeki ilahi ışığı fark etmemiz konusunda da geçerli. Genellikle yapay biçimde “herkes ve tüm yaşam ilahi ışıktandır” cümlesini kullanıyoruz. Zihinsel bir farkındalığın ötesine geçmeliyiz.

Gerçekten ruhun gözlerinden bakın ve herşeyden parlayan parlak güneş ışığını algılayın. Gerçek şamanların, mistiklerin ve şifacıların mucizevi şifalarını icra ederken yapmış oldukları budur. Tüm yaşamdaki ışığı gerçekten görün ve tanıyın.

Danışanlarla çalışanlarınız, çalışmalarınıza transfigürasyon uygulamasını entegre edin. Yeryüzü için Şifa eğitiminin Spiritüel Işıkla Şifa bölümünde bunu öğretiyorum.


Danışanınızın yanında transfigüre durumda otururken onu parlak ışık olarak algılamak şifada mucizevi sonuçlar yaratmıştır. Son derece güçlü şifa çalışmaları yapan Dory, aldığı sonuçlara baktığında diğer uygulamacıların neden bu sekilde çalışmadıklarını anlamadığını söylüyor. Bu şekilde çalışırken, konsantrasyonunu koruyabildiği sürece transfigüre durumda oturuyor. Dory için bu 45 dakika sürebiliyor. “Wavepool” (Robert Rand) gibi, transfigüre durumunu sürdürmesine yardımcı olan bir meditatif müzik dinliyor.

Dönüşüm Haberleri okurlarından biri bana yazarak depresyon konusuna değinmemi rica etmiş. Çünkü depresyonda olduğu zaman ilahi ışığını deneyimleyemediğini paylaşmış.

Depresyon geçmişim var. Ve beni spiritüel yoluma yönlendiren şey de depresyonum olmuştu. Geleneksel tıbbi bir tedaviye başvurmadım. Kendi adıma, depresyonumla çalışmamda spiritüel uygulamalarımı derinleştirmenin büyük başarı getirdiğini gördüm. Depresyonum beni her zaman spiritüel keşiflerimi ilerletmeye ve büyümem, gelişimim ve evrimimde şu anda olduğum yere sevk etti.

Değişen duygusal durumlarım yaratıcılığımı ateşler. Karanlık bir duruma girdiğimde bununla mücadele etmem. “Tek çıkış yolu içinden geçerektir” olan mantramı muhafaza ediyorum.

Olanı kabul ediyorum. Böyle zamanlarda ben de ışığımı deneyimleyemiyorum. Ama ışığımın kaybolduğuna inanmıyorum. Yalnızca onunla bağlantı kuramıyorum. Zaman içinde bunun benim için karanlıkta birşeylerin oluştuğu zengin ve verimli bir zaman olduğunu anladım. Yaratıcı alevim ilerlememi sağlıyor.

Depresif durumlardan geçtiğini hissedenleriniz için söylüyorum ki böyle zamanlarda ilahi ışığınızla bağlantı kuramamanızı anlıyorum. Fakat ışığınızın hala parlak biçimde yayıldığını lütfen hatırlayın. Rehberliğiniz doğrultusunda kendinizle ilgilenin. Annemin de eskiden söylediği gibi “Bu da geçecektir”. Olanla kalın.

Bu depresyonunuzun kökenini araştırmamanız gerektiği anlamına gelmez. Ve ihtiyacınız olursa medikal ve psikolojik yardım da alın. Ben yalnızca karanlıktayken ilahi ışıkla bağlantı kuramama konusuna değiniyorum.

Koruyucu ruhum, onunla olan otuz yıllık çalışmam süresince benimle bazı çok güçlü öğretileri paylaştı. Bana “Karanlıkta oturma” derdi. Bana hareket etmeye devam etmemi ve kendimi aydınlıkta dururken bulacağımı söylerdi. Ayrıca “Aydınlıkta öğrendiklerini karanlıktayken unutma” da derdi.

Karanlık ve aydınlık aşamalardan döngüsel olarak geçerken, spiritüel topluluğumuzun hepimiz için alanı tuttuğunu lütfen anımsayın. Çünkü depresyondan muzdarip olsanız da olmasanız da, hepimiz doğanın döngülerinin parçasıyız. Ve doğada karanlık ve aydınlık zamanlar vardır.


Dolunay 16 Mart’ta. Yeryüzünün çevresini ve içini saran ışıl ışıl bir yaşam ağını örmek için spiritüel çalışmamızı derinleştirelim. Çemberimizdeki herkes için transfigürasyon çalışmamızı sürdürelim.

Dolunayda yapabileceğimiz şifa çalışması için lütfen
İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyun. Yıllar önce çemberimizi güçlendirmek için hepimizin katılabileceği bir transfigürasyon seremonisi eklemiştim.

Dönüşüm Haberleri’ni okumaya yeni başladıysanız lütfen ana sayfadan “
İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyun.

Kuzey yarıkürede yaşayan pek çok kişi için uzun ve zorlu bir kış oldu. Dünyanın pek çok yerinde normalden daha düşük sıcaklıklar, sele dönüşen yağmurlar ve felç edici kar fırtınaları oldu. Ve bazılarımız için de normalin üzerinde hava sıcaklıkları ve aşırı kuraklık oldu. Kolektif uyumsuzluk halinin dış yansıması gitgide yoğunlaşıyor.

20 Mart’ta kuzey yarıkürede bahar gündönümünü ve güney yarıkürede güz gündönümünü kutluyoruz.

Dışımızdaki dünyanın içsel durumumuzun yansıması olduğunu hatırlayın. Gündönümünü kutlamak için, hangi tohumları ekmek ve beslemek istediğiniz hakkında derinlemesine düşünün. İlkbaharın da sonbaharın da dönüşünü kutluyor olsanız, her ikisi de içsel bahçemizi tohumlamak için güçlü mevsimlerdir.

Dünyadaki olaylarla dikkatimiz dağılabilir. Dikkatinizi yeniden kendinize, iç dünyanıza ve iç manzaranıza çevirin. İçsel bahçenizle ilgilenin.

Gündönümünde yaşadığınız yerin ruhuyla bağlantı kurmak için yolculuk ya da meditasyon yapın. Yaşadığınız yer ile uyumlanmak hakkında alabileceğiniz mesajları dinleyin.

Mevsim değişimleri, uyum ve denge durumuna geçmek ve yeryüzünün kalp atışıyla uyumlanmak için yaşamlarımızda yapabileceğimiz değişiklikler hakkında derin düşünmek için muhteşem zamanlardır.

İsis benimle yaşam tarafından tümüyle besleniyor hissetmenin önemini paylaşmıştı. Doğada geçirmek için biraz zaman bulun. Doğa en büyük şifacıdır!

Facebook’ta birinin paylaşmış olduğu güzel bir Çin atasözü okudum. Umarım hep birlikte mevsimin değişimini kutlarken size de ilham verir.

“Ruhta ışık olduğunda, kişide güzellik olur;
Kişide güzellik olduğunda, evde uyum olur;
Evde uyum olduğunda, ulusta düzen olur;
Ulusta düzen olduğunda, dünyada barış olur.”

Hep birlikte sevinçli bir gündönümü kutlaması için sizlere sevgilerimizi gönderiyoruz!


Çeviri: Simin Uysal

2 Şubat 2014 Pazar

Dönüşüm Haberleri Şubat 2014

Sandra Ingerman

Pek çoğunuzdan Aralık 2013 ve Ocak 2014 yazılarının çok faydalı olduğuna dair haberler aldım. Bana yazanlar İçsel Işık Odası uygulamasını gerçekten sevmiş. Bu yapmaya devam edebileceğiniz bir uygulama/meditasyon. Ben de İçsel Işık Odası’nı düzenli olarak ziyaret ediyorum.

Egonun rehberlik ettiği bir yaşamdan, ruhun rehberlik ettiği yaşama ve yaşamı ruhun gözlerinden görmeye doğru ilerleyelim. Bu birlikte geçebileceğimiz bir köprü ve sizi bana katılmaya davet ediyorum.

Santa Fe’yi ziyaret eden öğrencilerimden biriyle çok ilginç bir konuşmamız oldu. Birlikte çay içiyorduk ve sohbetimiz bir noktada dünyanın içinde bulunduğu duruma kaydı. Dünyaya egonun gözlerinden baktığımızda durum iyi görünmüyor. Çevrenin bozunumu hızla devam ediyor.

Kendimi, dünya benim yaşam süremde sona erecek bile olsa, yeryüzünü mümkün olduğunca bilinçli biçimde terk etmeyi istediğimi paylaşırken buldum. Birlikte çay içtiğim Rachel, bana dünyayı bilinçli şekilde terk etmenin gerçekten de bir fark yaratıp yaratmayacağını sordu.

Bu soru üzerine durup düşündüm. Zira ölmüş pek çok insan için yolculuk yaptım. Ve yolculuklarımda tipik olarak onların Kaynak’a ve birliğe geri döndüğünü görürüm. Bu da yaşamlarını ne kadar bilinçli yaşadıklarına bağlı gibi görünmüyor.

Bu sohbet üzerine düşünmeyi sürdürdüğümde, hala yeryüzündeki bu hayatımın bir macera olduğunu hissediyorum. Odaklandığım şey sonuç değil. Zira hepimiz zaten sonuca teslim olmamız gerektiğini biliyoruz.

Fakat yaşarken zamanımızı nasıl geçirmek istediğimiz hakkında derinlemesine düşünmek önemli. Bu noktada, yaşamıma merak duygusuyla yaklaşıyorum.

Tüm çabalarımı ruhun yolunda bir yaşam için odaklasam ne olur? Bu yol, bu yaşamda yolun yalnızca küçük bir bölümünün gösterileceğini de bilerek, nereye çıkar? Ruhun yolu bana hangi muhteşem ve inanılmaz manzaraları görmemi sağlayacak? 

Bu soruları sormanın ve meraklı olmanın bana, ruhun yolundaki keşif yolculuğumda daha derinlere gitmek için, enerji verdiğini fark ettim.   Zira, pek çoklarının şimdi yaşadığı ağır bilincin perdesi, yaşamın canlılık ve ışıkla parıldadığı aleme doğru  aralandıkça, ortaya çıkan cevherler ve zenginlikler var. 

Yeryüzü bizim yuvamız. Buraya ruhla dolu bir hayat yaşamak için geldik. Bedenimizin biçimi ruhumuzu kısıtlamaz. Ruhumuz herşeyin içindeki ruhla bağlantıdadır.

Yaşamın bize verdiği söz vizyonlarımız ve hayallerimizin halihazırda gerçekleşmiş olduğudur. Yapmamız gereken tek şey yaratmakta olduğumuz rüyanın içine tam anlamıyla adım atmaktır. Tohumlar halihazırda içimizde gerçekleşmiş halde. Yalnızca büyümelerine izin vermemiz gerek.

Rüyaya bütünüyle adım atmanın bir parçası da  gün boyunca kullandığınız sözcükleri şekillendirmeye ve onlarla çalışmaya devam etmek. Zira kadim gelenekler sözcükleri hem söylemenin hem de göndermenin gücünü öğretirler. 

Yıllar boyunca düşüncelerimiz ve tavırlarımızın gerisindeki enerjiyi dönüştürmek için pek çok çalışma yaptık, ki hem kendimize hem de tüm yaşama sevgi dolu enerjiler gönderebilelim.

Aynı zamanda gönderdiğimiz sözcüklere de dikkat edebiliriz. Bu ay, hem kendinize ve hem de dünyaya gönderdiğiniz sözcükleri derinlemesine düşünmek için zaman ayırın.  Sözcükleriniz, kendiniz ve yaşam ağı içi deneyimlemek istediğiniz sağlık durumunu yansıtıyor mu?

Kolektife sevinç, barış, sevgi, ışık, bolluk ve sağlık gibi sözcükler gönderiyor musunuz?

Topluluk olarak, kolektife gerçekleşmesini dilediğimiz sözcükleri gönderelim.

Birisi bana “Sözcükler Beyninizi Değiştirebilir” başlıklı bir makale gönderdi. Makalenin yazarları Andrew Newberg, MD ve Mark Robert Waldman. Daha fazla bilgi için www.MarkRobertWaldman.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yazarlar, MR ile beyin taramaları yapılan kişilerde ortaya çıkanları paylaşmış. Tarayıcı “Hayır” sözcüğü bir saniyeden az süre gösterildiğinde insanların onlarca stres üreten hormon ve nörotransmiter salgıladığını göstermiş. Olumsuz sözcüklerden oluşan bir listeyi yalnızca bir kaç saniye süresince görmek tüm anksiyete ve depresyon düzeylerini derinleştirmiş.

Olumsuz sözcüklerin, yalnızca onları söyleyen kişiyi değil, aynı zamanda söylenen sözcükleri dinleyenleri de etkilediği fark edilmiş. Olumsuz sözcükler aslında beyne alarm mesajları gönderiyorlar.

Makaleden sizinle paylaşmak istediğim son nokta ise, korku uyandıran sözcüklerin beynin talamus ve amigdala gibi bölümlerinin, sanki çevrede gerçekten tehditler varmış gibi tepki vermesine neden olduğu. 

Yıllardır hep birlikte sözcükleri dilediğimiz şeyleri yansıtacak biçimde nasıl kullanacağımız üzerinde çalışıyoruz. Zira spiritüel geleneklerde sözcükler tohum olarak görülür. Ve bu tohumlar sulanıp bakıldıklarında büyüyerek sağlıklı bitkilere dönüşürler. Çoğu kültürün, ses ve sözcüklerin hayatı nasıl yarattığı hakkında kendi yaradılış öyküleri vardır.

Dışımızdaki dünyadan bize yansıtmasını istediğimiz bilinç durumuyla uyumlu olan olumlu sözcükleri kullanarak ve onlara odaklanarak, hem kendi hem de gezegenimizin sağlığını dönüştürmek için çok büyük bir güce sahibiz. 

Şubat ayı boyunca hep birlikte, uygulamalarımızı kolektife ve kendimize gönderdiğimiz sözcük tohumları üzerinde bilinçli olmak üzerinde odaklayalım. Haydi sağlık durumumuzu yeniden dengelemeye yardımcı olacak sözcükleri söyleyelim ve gönderelim. 

Bu uygulamaya ek olarak, her gün kendi kendinize “Yeryüzü benim yuvam. Bedenim ruhumun yuvası” sözlerini tekrarlamak için zaman ayırın.

Her gün dışarı çıkın ve yeryüzünü hissedin ve hisli varlıklarla bağlantı kurmak için görünen ve görünmeyen duyularınızı açın. Eğer şehirde yaşıyorsanız, yakınınızdaki bir parka gidin.

Kendinizi yeryüzüne, aya ve yıldızlara uyumlayın. Yolunuzu aydınlatan bu güçlerle uyumlu hale gelin.

Doğa ile bağlantınızı derinleştirin ve her şeyin içinde yaşayan ruh ile iletişim kurmayı öğrenin. Eğer bu uygulamaya günlük olarak odaklanırsanız, gerçekliğin yeni bir boyutu kendini göstermeyi sürdürecektir.

Birbirinizi ve tüm yaşamı sevgi, ışık, sevinç, bolluk, barış, eşitlik ve sağlık ile kutsamak için küresel topluluğumuza katılın.

Dolunay 14 Şubat’ta. Sevgililer Günü olması ve milyonlarca insanın bu günü sevginin ruhunu onurlandırması nedeniyle, biraraya gelmek için ne de güzel bir gün. Popüler kültür bu günde romantik sevgiyi kutluyor olsa da, hepimiz biliyoruz ki sevgi koşulsuzdur ve hepimiz sevgi ile yaratıldık. 

Haydi kalplerimiz tüm yaşamdan akan sevgi enerjisine açık biçimde biraraya gelelim. Transfigüre olalım ve ışık ağına ışık yayalım. Herşey için hayırdua sözleri edelim. Sözcüklerimiz gerçeklik dokusuna sevgi ve barış örsün. 

Dönüşüm Haberleri’ni okumaya yeni başlayanlar, dolunay seremonimizin açıklaması için lütfen “İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyun.

Çeviri: Simin Uysal