29 Temmuz 2013 Pazartesi

Dönüşüm Haberleri Ağustos 2013

Dönüşüm Haberleri Ağustos 2013                 

Sandra Ingerman

Atölye çalışmalarımda eğitim verirken şamanların kullandıkları şifa metotlarının ardında bir sihir olduğunu vurguluyorum. Günümüz uygulamacıları metodun ardındaki şifalandırıcı enerji ve güç yerine bir şifa metodunun aşamalarına odaklanlandıklarından, şamanik şifanın çoğu potansiyelinin yitirildiğini güçlü bir şekilde hissediyorum

Şamanlar daima genişlemiş bilinç durumlarına ulaşmışlardır. Bu bilinç durumlarına topluluktaki yaşlılar tarafından yaratılmış inisiyasyonlar ya da kaderin kendisi sayesinde ulaşılmış olabilir. Genişlemiş bilinç durumlarına geçmişte de şimdi de oruç, vizyon arama (vision quest) ve/veya vizyon bitkileri ile çalışarak ulaşılmaktadır. Pek çok şaman, şamanizmi bir aile üyesinden öğrendikleri için ata ruhlarının enerjilerini de taşırlar. Onlara öğretilen şey uygulanacak seremoni aşamalarının çok ötesindedir.  Öğretiyle birlikte atasal enerjinin de transferi de mevcuttur.

Çalışmada şifayı ve dönüşümü yaratan şey metot ve seremoniler yoluyla olmamıştır. Şamanın iletmiş olduğu, metotlar ve genişlemiş enerjilerin ardındaki enerji yani formsuz enerjilerdi.

Transfigüre (şekil değiştirme) duruma girdiğimizde formsuz enerjilerle birlikte çalışmaktayız. Fakat görüyorum ki çoğumuz gerekli hazırlık çalışmasını yapmadan transfigüre olarak formsuz enerjilerle çalışmaya kalkışıyor. Bu konu üzerine daha önce de yazmıştım.

Fakat bu zamanlarda gerekli ve mümkün olan bu çalışmanın gücünü sınırladığımızı hissettiğim için yeniden bahsediyorum. Zamanlama konusuna ve çalışmanın sonucuna teslimiyet içindeyim. Aynı zamanda da inanıyorum ki, sorgulamaya başlamalı ve her birimizin içinde uzanan ruhun derin kuyusuna gerçekten inip inmediğimizi kendilerimize sormalıyız.

Yalnızca faaliyetlerimizi kısa süre için durdurup, zihinsel bir durumdan “Şimdi ışıktan bir varlık olarak dünyaya sevgi ve ışık yayıyorum” mu diyoruz? Varlığımızla gerçekten şifalandıracak biçimde genişlemiş bir farkındalık durumuna geçiyor muyuz? Ya da bu prensip bizim için yalnızca zihinsel bir kavramdan mı ibaret?

Dansetmeyi sürdürdüğümüz paradoks, dünyada işlev görebilirken aynı zamanda da spiritüel çalışmamıza derin bir biçimde dalmaktır. Spiritüel seremonilerimizi uygulamanın yapay yönlerinden uzaklaşmalıyız. Doğallıkla dönüştüren bir varoluş haline gelmeliyiz.

Gündelik yaşama öylesine kapılıyoruz ki çoğumuz zamanı olmadığını söylüyor. Spiritüel çalışmamızı öncelik haline getirecek yollar bulmalıyız. Bunu kendimiz, tüm yaşam ve gezegen için yapmalıyız.

Bu ay biraz zaman ayırarak, çalışmanızı uygularken gerçek genişlemiş bilinç durumlarına ulaşmak için zaman yaratabileceğiniz yollar üzerine yolculuk veya meditasyon yapın. Bunun için uzun bir vizyon arayışına gitmenize veya oruç tutmanıza gerek yok. Ve vizyon bitkilerini kullanmanızı da önermiyorum. Fakat düşüncelerle dolu olan olağan bilincinizden sınırsız olasılıklarla dolu ruh alemine kapı açan bir bilince geçmek için gerekli olan hazırlık çalışmasını yapmak için bazı fedakarlıklar yapmanız gerekir.

Geçmiş yazılarda doğada yürümek veya oturmak için zaman ayırmanın bu kapıyı nasıl açabileceğini paylaştım. Şarkı söylemek ve dans etmek de aynı şekilde yardımcı olacaktır.

Dönüşüm Haberlerinin pek çok sayısında kendi yaradılış öykünüzü ve yaratıcınızın – Tanrı, tanrıça, Kaynak, evrenin gücü, vs. - doğasını öğrenme konusunda çalışmanız için sizi cesaretlendirdim. Hepimizin yaratıcının kendi kişisel inançlarımıza uygun olan adını bulmalıyız.

Bu uygulamayı vurgulamamın nedeni, kutsal olanla ilgili bir hissimiz olmadığında onunla tamamen birleşmemizin de mümkün olamayacağı. Bu, bizim için yalnızca zihinsel bir kavram olan birşeyle birleşmenin uygulamanın gücünü kaybettireceği konusuna dayanıyor.

Geçmişte paylaşmış olduğum egzersizlerde, sizlerden kişisel yaradılış öykünüz üzerine yolculuk veya meditasyon yapmanızı istemiştim. Yaratıcınızla tanışmanızı ve ayrıca yaradılışınıza katılmış koşulsuz sevgiyi deneyimlemenizi ve absorbe etmenizi istemiştim.

Uzun yıllar önce rüyazaman öğretmenim olan İsis, “sevgi dolu bir yaratıcı seni korku ve yetersizlikle mi yoksa sevinç ve bollukla mı programlar?” sorusu üzerine derinlemesine düşünmem için beni teşvik etmişti.

Benden bir bahçede korku programlanmış bir tohumu hayal etmemi istedi. Ne yetişir?
Yetersizlik programlanmış bir tohumu hayal et. Ne yetişir?
Sevinç ve bolluk programlanmış bir tohumu hayal et. Ne yetişir?
  
Çoğumuz için temel olan korku ve herşey ondan yapılanıyor ve ondan kaynaklanıyor.

Ancak yaratılışımıza verilmiş olan sevgiyi varlığımızın tüm hücrelerinde deneyimleyebildiğimiz zaman sevgi, sevinç ve sağlık ile bolluğu yaratma bilgisi ile programlanmış olduğumuzu deneyimlemeye başlayabiliriz.

Bu ay, sizden bu uygulamayı biraz daha derinleştirmenizi rica edeceğim.

Bir müzik çalın ve yaratıcınızla tanışmayı isteyin. Yaratılışın nedenleri ve nasıllarını anlamaya çalışmadan ve herhangi bir form olmadan yaradılışın saf enerjisini deneyimleyin. Yalnızca yaratılışın enerjisini deneyimleyin.

Daha sonra enerjiyi fiziksel dünyaya getirin. Boya kalemleri kullanabilir ve enerjinin renkle gelmesine izin verebilirsiniz. Enerjiyi dünyaya şarkı söyleyerek ya da dans ederek de taşıyabilirsiniz. Enerjiyi taşımak için herhangi bir el işini kullanabilirsiniz. Yemek pişirin ve enerjinin yemeğinizi dönüştürmesine izin verin.

Geçen ay atalarınızın soy çizgisinin enerjisini deneyimlemenizi istediğimde benzer birşey yapmıştık. Bu ay ise yaratılışın saf enerjisini deneyimlemenizi istiyorum.

Bu sınırsız ve bereketli enerjiyi getirebildiğiniz zaman çalıştığınız metotlar, teknikler ve uygulamaların ardındaki enerjinin sihrini deneyimleyebileceksiniz.

Dünyada bir fark yaratacak insanlar haline gelebilmemiz için spiritüel uygulamalarınızı yaşamınıza köprülemeniz konusunda sizi her ay teşvik ediyorum.

Yapmakta olduğumuz herşey için kendimizi onurlandırmayı hatırlamalıyız. Yaşamlarımızda geçirmiş olduğumuz herşeyin bizi şu anda olduğumuz kimse haline getirmiş olduğunu kabul etmeliyiz.

Haydi kalplerimizi birleştirelim ve spiritüel bir topluluk olarak yapmakta olduğumuz muhteşem çalışmaları kabul edelim. Tüm yaşam ve gezegen için sıradışı çalışmalar yaptık.

Geçen ay The Shaman’s Toolkit (Şamanın Araç Takımı) adlı kitabımın satışta olduğunu duyurmuştum. İnsanlara bu kitabın How to Thrive in Changing Times (Değişen Zamanlarda Nasıl Gelişmeli) adlı kitabın aynısı olduğunu anlatmak için çok fazla odaklanmıştım. Spiritüel topluluğumun zaten kendilerinde var olan bir kitabı alarak hayal kırıklığına uğramalarını istemiyordum.

Bu kitabın gücünden bahsetmek isterim. Zira çoğunuzun okumamış olduğuna eminim.

Dünya değiştikçe ve yaşam yoğunlaştıkça umutlu olma durumunu sağlamak için araçlarla dolu olduğundan bu kitabı gerçekten seviyorum. Kendiniz, tüm yaşam ve yeryüzü için yaşamak istediğiniz dünyayı yaratabilmeniz için zamanını doldurmuş olabilecek inançlarınızı değiştirebilmeniz için uygulamalarla dolu.  

Bu kitabı şamanik olmayan topluluğa hitaben yazdığım için kitabın dili tüm inançlara uygun ve uygulamalarla çalışmak da, daha önceden hiçbir spiritüel uygulama yapmamış bile olsanız, kolay.   

Geçen ay yazdığım gibi umutlu olma halini sürdürmek ve kendiniz ve gezegen için en iyisini nasıl yansıtacağınızı öğrenmek önemli. Olumlu değişimler yaratmak için enerjilerimizi biraraya getirmenin yolu spiritüel olarak çalışmak.

Eğer How to Thrive in Changing Times (Değişen Zamanlarda Nasıl Gelişmeli) okumadıysanız, The Shaman’s Toolkit (Şamanın Araç Takımı) okumanızı öneriyorum.

Dolunay 20 Ağustos’ta. Hazırlığınızı yapın ve içinizdeki ilahi ışık ve sevginin sınırsız enerjisini deneyimlemek için olağan bilinç durumunuzdan çıkın. Siz ilahi ışık ve sevgisiniz. Bu ışığınızı ışık ağı boyunca yayın. Yeryüzünün içini ve çevresini bu ışıkla besleyin. Aynı uygulamayı yapan binlercesine katılın.   

Dönüşüm Haberlerini okumaya yeni başladıysanız, dolunay seremonimizin detayları için lütfen “İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyun.

Dışarıdaki işlerimi yapmak evden için çıktığımda yolum dışarıya ilham verici yazılar asan bir kilisenin önünden geçiyor.

Bazen bana gerçekten ilham veren bir yazı astıklarını görüyorum.

Bu ay yazıları şöyle diyor:

Eğer gününüz dualarla örülmüşse, çözülüp dağılma ihtimali düşük olur.

Haydi günlerimizi en derinimizden gelen dualar ve spiritüel çalışmamızla örelim.

7 Temmuz 2013 Pazar

RÜYALARIMIZLA ÇALIŞMAYI NEDEN İSTERİZ

RÜYALARIMIZLA ÇALIŞMAYI NEDEN İSTERİZ

Rüyalara pek çok farklı yaklaşım bulunur ve rüyalar birden çok katmana sahip oldukları ve insanlar pek çok farklı biçimde rüya gördükleri için tümünün de bir miktar geçerliliği vardır. 

Rüyalarla çalışırken önemli olan teori değil deneyimdir. Bir teori, bir kurallar dizisine ve taze deneyimi inkar eden bir reçeteye dönüşerek kemikleştiğinde veya bu yeni deneyimi eski fikirlere uydurmaya çalıştığında, o teorinin kenara atılma zamanı gelmiş demektir.

Rüyalarınız size aittir ve onların anlamı konusundaki nihai otorite de sizlersiniz. Bu, çoğu rüyanın anlamının anlaşılması güç olduğu gerçeğini inkar etmez. Gerçi izlenimim rüya kaynağının bizimle en açık şekilde iletişim kurmaya çalıştığı olsa da, rüyalar bizi gündelik uyanık zihnin sınırlarının ötesine götürürler ve bu yüzden de genellikle sembolik dile başvururlar. Rüya mesajlarını kaçırırız çünkü tüm rüya deneyiminin yalnızca bölük pörçük veya  karmakarışık  versiyonlarını hatırlarız ya da rüyanın bize söylediği ile yüzleşmeyi reddederiz.


Bu nedenlerle, rüyaları bir partner veya kaşif arkadaşlardan oluşan bir çemberle paylaşmak genellikle son derece faydalı olur. Aktif Rüya Görme atölye çalışmalarında, bu şekilde yapılan keşifler beni her seferinde hayrete düşürüyor.  Rüyalarla yıllar boyu yaptığım çalışmalar sayesinde, tamamen yabancı birinin bana bir rüyanın önemli bir mesajını çözmede yardımcı olabileceğini öğrendim.

Eski bir Mısır Papirüsü şöyle der: “Körlük içindeki insana yolunu göstermek için Tanrı rüyayı yarattı.”

Rüya görerek kim olduğumuzu ve ne olabileceğimizi hatırlarız. Aktif rüya görmek ruhu hatırlamaktır, kaynağa bir geri dönüştür. Aktif rüya görücüler haline geldikçe, kendimizi ve diğerlerini güçlendirmek ve şifalandırmak için, onun bilgeliğinin daha fazlasını günlük yaşamlarımıza katabiliriz.

Elbette “büyük” ve “küçük” rüyalar vardır. Iroquoi Kızılderilileri “büyük” rüyaların iki yoldan biriyle geldiğini öğretirler. Uyku sırasında, rüya bedeni hem bedenden hem de zaman ve mekanın kısıtlamalarından özgür kalır. Rüya bedeni, bu durumda uzaklara ve enginlere; geleceğe veya geçmişe; uyuyanın bedeninden çok uzakta bulunan mesafelere ve ruhsal rehberler ve atalarla karşılaşabileceği gerçeklik boyutlarına erişebilir. Bunun yanında, rüya gören kişi, hemen her şekle girebilen – ölmüş bir akraba, bir kuş ya da hayvan, tanrısal bir varlık ve hatta dünya dışı bir varlık - ruhsal bir varlık tarafından ziyaret edilebilir.

Diğer bir deyişle, Iroquoilerin bakış açısına göre, “büyük” rüyalar ya uyku sırasında beden dışı bir deneyim yaşadığımız için (ki bu tamamen doğal karşılanır ve hatırlanmasalar bile herhangi biri için herhangi bir gecede gerçekleşebilir)  ya da bedeni dışında yolculuk yapan başka bir rüyacı  veya fiziksel gerçekliğin ötesindeki diğer boyutlardan gelen bir ziyaretçi  tarafından ziyaret edildiğimiz içindir.              

“Büyük” bir rüya hem içerik hem de köken olarak ayırdedicidir. Rüya görenin sağlığı veya fiziksel kalımı için yaşamsal önemde bilgi içerebilir. Ruhsal rehberler ve müttefiklerle tanıştırabilir veya rüya görene yaşamının gerçek amacını anımsatabilir.

Pek çok yerli halk için rüyalar şifalanmanın merkezinde bulunur. Rüyalar “ruhun istekleridir.” Bizi en derin ruhsal kaynağımız ve onun bizim için olan istekleriyle bağlantıya geçirir. Bu kaynağı onurlandırmayı reddersek, ruh enerjisini kaybederiz ve ruhsal koruyucularımızın uyarılarından yoksun kalarak,  hastalık ve talihsizliğe karşı savunmasız kalabiliriz. Rüyalar hastalıkların sebeplerine karşı içgörü sağlarlar, ki bunlar sıklıkla ruh kaybı veya psişik saldırı ve ölülerin etkilerini de içeren, negatif enerjilerin intrüzyonu ile ilgilidir. Rüyalar, semptomları henüz gelişmeden önce hastalığın psikospritüel nedenlerini gösterirler. Geleneksel bir şifacı için rüyalar, teşhis ve tedavide yaşamsal araçlardır.

Rüyalar sağlımızı korumamız için yapmamız ve yapmamamız gerekenleri de gösterirler.

Akşam aklımızda bir sorunla yatağa gidip, sabah uyandığımızda rüyamızı hatırlamıyor bile olsak, çözümünü bulduğumuz da olur. Bunu, kendi hayatımda, sıklıkla Robert Moss'tan öğrendiğim şu yöntemle yapıyorum. Uyumadan önce, o gece için niyetimi rüya günlüğüme yazıyorum, yazdığım genellikle "........konuda rehberlik istiyorum" şeklinde oluyor. Kaçta uyanırsam uyanayım, gördüklerimi kaydediyorum. Bazen rüyayı hatırlamadan uyansam da konuyla ilgili yeni bir içgörü ve enerjiyle de uyandığım oluyor. Bazen hiçbir şey hatırlamadığımda yalnızca düşündüklerimi ve hislerimi yazıyorum. Kimi zaman, aynı niyetle günlerce hatta haftalarca çalışıyorum. 

Rüyalar yaratıcılık atölyeleridir. John Lennon "En iyi şarkılar gecenin ortasında gelenlerdir, uyumaya dönebilmek için kalkıp yazman gerekir" demişti. Yaratıcılık hepimizin özelliğidir. Yalnızca bazı insanlara özgü bir durum değildir. Yaratıcı olmak için yazar, müzisyen ya da ressam olmak zorunda değiliz. Yaratmak dünyamıza yeni birşey getirmektir. Yeni bir yemek tarifinden, işimizde bir yeniliğe, evdeki onca eşyayı hangi dolaba nasıl sığdıracağımıza dair çözümler üretmek de yaratmaktır dünyadaki sorunlara çözüm üretmek de. Rüyalarımızı izlemeye başladığımızda, fiziksel yaşama geçirebileceğimiz yeni projelerin ilk örnekleriyle çalıştığımız bir atölyeye de gireriz. Rüya dünyası, tek gecelik yaratıcı ilham almaktan daha çok ne zaman istersek gidebileceğimiz ve sürekli değişen ve adına yaşam dediğimiz büyüye yeni bakış açıları, yaklaşımlar ve taze enerji getirebileceğimiz bir yaratıcı atölyedir.   

Rüyalarımızda gündelik yaşamlarımızda kendimizi sınırlandırdığımız veya bizi sınırlandıran davranış ve inançların ötesindeki olasılıklarla karşılaşırız. Rüyamızda gördüğümüz, uyandığımızda hem kalbimizi hem de yüzümüzü gülümseten şeylere “yalnızca bir rüyaydı” demek yerine rüyanın onlara ulaşmak için ipuçları içerip içermediğine bakmak iyi bir fikirdir. Rüyamızda gördüğümüz o sevgili, o güzel ev ya da işe kavuşmanın yollarına dair ipuçları pekala da rüyanın içinde bizi bekliyor olabilir.  

Rüyalar gelecekteki güçlükler ve fırsatların da provası olabilirler. Bu konuda kendimden verebileceğim o kadar çok örnek var ki. Prekognisyon, yani önceden bilme rüyalarıyla geleceğimizde uzanan olay ve durumları görebiliriz. Bu olay ya da durumlar fiziksel gerçeklikte oluşana kadar böyle bir rüyada gördüklerimizi anlamayabiliriz. Fakat, rüya günlüğümüzle düzenli olarak çalışma alışkanlığımız varsa rüyanın gelecekte oluşabilecek olaylarla ilgili olduğunu gösteren işaretleri tanımaya başlar ve rüyanın bize sunduklarını kullanma konusunda kendimizi geliştirebiliriz. Elbette bu rüyalar hem simgesel hem de birebir olabilir. Kendimden bir örnek verecek olursam, İzlanda’daki yanardağın patlamasından önce gördüğüm rüyanın daha sonra hem gerçek yanardağın patlaması hem de duygusal bir patlamaya işaret ettiği ortaya çıkmıştı.  

Bazı rüyalar ise hayatımızın iş, ilişki, sağlık gibi alanlarındaki sorunlar ya da araba kazası gibi bir olayla ilgili uyarılar içerirler. Bunlar bazen başka birinin yaşayacakları ile de ilgili olabilir ve bu durumda rüyanın uyarısını bu kişiye doğru biçimde iletmek bazen olayların nasıl sonuçlanacağına da etki edebilir.

Her ne şekilde olursa olsun, rüyalar,vizyonlar ya da sezgi yoluyla görebildiğimiz geleceklerin aslında olasılıklar olduğunu hatırlamakta fayda var. Doğal felaket gibi bir gelecek değiştirilmesi imkansız gibi görünen bir şey olsa bile, en azından rüyadaki bilgileri kullanmak bazen mümkün olabilir.  Tatile yapmayı planladığım bir yerde fırtına çıktığını görürsem, fırtınayı durdurmam mümkün olmasa da en azından tatil yapacağım tarihi ya da yeri değiştirebilirim.

Rüyalar genel olarak bir ayna görevi de görür ve gündelik dikkatimizde görmezden geldiğimiz taraflarımızı ve davranışlarımızı gösterirler. Robert Moss’tan öğrendiğim bir çok rüyayla oynanabilecek harika bir oyun var. Rüya benliği ile uyanık yaşamdaki benliğimizi karşılaştırmak. Hem görmezden gelmeyi ve dışlamayı seçtiğimiz hem de fiziksel yaşamda normalde sergilemediğimiz yeteneklerimizi keşfetmek için muhteşem bir oyun.

Bazı rüyalar adeta bir sinema filminin efektlerine sahip olurlar. Bu son derece abartılı ve dramatik olabilirler. Bunun nedeni görmemiz gereken fakat bir türlü bakmadığımız şeye dikkatimizi yöneltmemiz içindir. Öfkemiz ya da bastırrılmış duygularımız, rüya dünyamızdaki volkan olup patlayabilir, ateş fırtınaları ve lav akıntıları dünyamızın görüntüsünü değiştirebilir ya da dev dalgalar kıyıları vurabilir. Bunlar genellikle güçlü duyguları gösterirler. Bu tip rüyalarla çalışırken de bunların hem gerçek bir doğa olayı hem de simgesel/duygusal bir durumla ilgili olabileceklerini hatırlamak faydalıdır.

Rüyalar ilişkilerimiz için de ayna görevi görürler. İlişkilerimizin halihazırdaki durumlarından onları nasıl şifalandırabileceğimize ya da yıkıcı veya sınırlandırıcı olanlanların artık sonlandırılmalarının zamanın geldiğine kadar her türlü bilgiyi bize sunarlar.  İlişkileri nasıl devam ettirebileceğimizi ya da ettiremeyeceğimizi gösterirler. Rüyalar, ölmüş olan yakınlarımızla olan ilişkilerimize de şifa getirebilirler. Yarım kalmış sözlerin söylendiği, karşılıklı bağışlama ve iki taraf için de rehberliğin kaynağı olabilirler.    

Rüyalarımızla çalışarak kayıp parçalarımızı, enerji ve kimliklerimizin kayıp parçalarını eve döndürmek için muhteşem fırsatlar yakalarız. Böyle bir şifalanmaya davet eden “büyük” rüyaların çoğunda rehber hayvanlar bulunur. Bu tür rüyalara birkaç örnek olarak ayakkabı rüyalarını, eskiden yaşanan yerlerle ilgili rüyaları ve daha genç halimizi ayrı bir birey olarak gördüğümüz rüyaları verebiliriz. Böyle bir rüyanın farkına vardığımızda, rüyaya dönüş adlı tekniğini kullanarak rüyaya dönebilir ve neler olup bittiğini daha ayrıntılı olarak öğrenebilir ve eyleme geçebiliriz.    

Rüyalarımız bizlere hayatımızın asıl, büyük amacını hatırlatan ve kendimizi kayıp hissettiğimiz zamanlarda bir pusula görevi de yaparlar. Hayatımızın bir amacı olduğunu ve yaşadığımız dalgalanmaların aslında bunun birer parçası olduğunu tekrar tekrar hatırladığımızda hayata bakışımız da değişir ve eskisinden tamamen farklı bir hayat yaşamaya başlarız.

Rüyalarımızda, şamanik yolculuklarımızda olduğu gibi, öğretmenlerimizle, rehberlerimizle bağlantıya geçeriz. Bunlar bizim anlayış düzeyimize uygun görüntülerle karşımıza çıkarlar. Bazen ölmüş bir tanıdık, bazen eski bir arkadaş olarak görünebilecekleri gibi bazen de geleneksel inançlarımıza tamamen zıt biçimlere bürünürler. Gerçek öğretmenler genellikle bizi şaşırtarak uyandırmayı seçer. Karşılaşacağımız en önemli öğretmen ise kendi Yüksek Benliğimizdir. Gündelik koşuşturmacaların ve sıkıntıların arasında onunla bağlantımızı kolayca kaybederiz ama rüyalarımız bizi onunla kolaylıkla bağlantıya geçirir. Rüyaların yardımıyla yaşadığımız güçlükleri daha yüksek bir yerden, kuşbakışı gördüğümüzde yaşadıklarımızın, sınavlarımızın nasıl daha büyük bir öykünün parçasını olduğunu anlarız.

Eğer rüyalarınızı yakalamaya istekliyseniz, eğer onların size anlattıkları konusunda açık fikirli olmak için kendinize izin verebilecekseniz ve eğer asla eğer bir başkasına rüyalarının anlamını söylememeyi ve bunun size de yapılmasına izin vermemeyi kabul ediyorsanız, bu macera için tümüyle hazırsınız demektir. Diğerleri size rüyalarınızın anlamı ve gücünün kilidini açmanızda yardımcı olabilirler. Fakat son kertede, rüyanızın size ne anlattığını teyit edecek ve bunun sizi götürdüğü yere rehberlik edecek olan kendi sezgilerinizdir. Rüyalarınızın uzmanı yalnızca sizsiniz.  

Kaynaklar:

Dreamgates, Robert Moss
Conscious Dreaming, Robert Moss
The Three Only Things, Robert Moss
Dreamways of the Iroquois, Robert Moss

28 Haziran 2013 Cuma

Dönüşüm Haberleri Temmuz 2013


Dönüşüm Haberleri Temmuz 2013             

Sandra Ingerman

Dünyanın dört bir yanında sel, yangın ve şiddetli fırtınalardan etkilenen tüm yaşama sevgi ve ışık yaymak için kalplerimizi topluluk olarak,birleştiriyoruz. 

Yeryüzü’nün bize yansıtacağı uyumlu bir hayatı yaşamaya olan bağlılığımızı yineliyoruz.

Avrupa’da ders veriyordum ve yeni döndüm. Çalışmalarımıza son derece bağlı harika insanlarla dolu gruplarım olduğundan çok derin deneyimler yaşadım. Yeniden Avrupa’da olmak da bir ödül gibiydi. Hem Almanya hem de İskoçya’da ders verdim ve bu iki ülkeyi ziyaret etmek için yılın güzel zamanlarıydı. İskoçya’nın tepeleri mavi çan çiçekleriyle kaplıydı. Hayranlık verici bir manzaraydı ve hava da onların tatlı kokularıyla kaplanmıştı.  

İskoçya’da Yeryüzü için Şifa ve Spiritüel Işıkla Şifa eğitimi verdim. Eğitimde öğrettiğim tüm uygulamaları günlük olarak yapıyorum. Fakat eğitim sırasında kendi yaşamımda derinleştirmem gereken uygulamalar hakkında daha derin düşünme olanağı buldum.

Daha fazla odaklanmam gerektiğini fark ettiğim uygulama ise, diğerleri ve dünyaya neyi ve nasıl yansıttığımız. Atölyelerimde kullandığım örnek ise çok yıllar önce yaşadığım bir olay.

Uzun dönemli bir eğitimin parçası olan bir atölye çalışmasında eğitim vermek için gitmiştim ve bu nedenle de grubumdaki herkesi oldukça iyi tanıyordum. Eğitimin ilk gününde bir kadın yanıma gelerek iyi olup olmadığımı sordu. Beni hiç bugünkü kadar yorgun görmediğini söyledi. Aslında yorgun hissetmiyordum ama bana bunu söylemesinden sonra enerjimin çarpıcı biçimde düştüğünü fark ettim. Bundan bir dakika sonra başka biri yanıma gelerek beni hiç bu kadar ışıltılı ve dinlenmiş görmemiş olduğunu söyledi. Enerjimin anında değiştiğini ve parlaklığın benden akışını hissettim

Bu, algımızın gerçekliğimizin yarattığı Yeryüzü için Şifa öğretisine dayanıyor. İnsanlar olarak tümümüz yansıtıyoruz. Diğerlerine ve dünyaya acı yansıtabilir ya da canlı olan herşeydeki pırıltıyı ve ilahi ışığı görebiliriz.  

Beslediğimiz büyür. Çekilen acıları algılayışımızla ilgili yansıttıklarımızı besledikçe bu enerji daha da büyür. Güzellikler ve işe yarayanlara ilişkin algıladıklarımız yoluyla yansıttıklarımızı besledikçe güç ve güzelliğin enerjisini besleriz.

Bunu yapmak, güçlükleri gözardı etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Fakat dünyaların arasındaki perdeyi aralayıp da insani şartlanmaların ötesine baktığımızda gördüğümüz şey güzellik, sevinç ve sağlıktır. 

Algılarımızdaki değişimlerin, içinde yaşamak istediğimiz dünyayı yaratmanın ne denli önemli bir parçası olduğu hakkında derinlemesine düşünmemiz gerekir.  Zira yolunda gitmeyen şeylerin enerjilerini besledikçe daha fazla sorun meydana getiririz. Güzelliğe odaklandıkça ise tüm yaşama canlılık gelir. Yaşadığımız zamanlar son derece yoğun ve değişimlerle dolu olduğu için bunu yapmanın ne denli zor olabileceğinin de farkındayım. Fakat aynı zamanda da bu, sürdürülmesi gereken önemli bir uygulama. 

Bu, enerji ve beslemeyi seçtiğimiz enerjilerle ilgili. Ve yaratılan gerçekliği değiştiren algımızı değiştirmemize yardımcı olabilecek, gündelik yaşantımızda yapabileceğimiz son derece pratik değişiklikler mevcut.  

Arkadaşlarınıza, sevdiklerinize ve medyada gösterilen insanlara baktığınız zaman tanıdığınız birinin veya çeşitli grupların nasıl acı çektiğine odaklanıp odaklanmadığınızı fark edin. Yaşadıkları şeyler nedeniyle insanlara şefkat duyabiliriz. Fakat insanlara acımak ve çektikleri acılara odaklanmak bunu yansıttığınız insanlar için ağır enerjiler yaratır. 

İnsanlarla konuştuğunuz sırada onların güzellik ve ilahi ışıklarının enerjisini beslemek için odaklanabileceğiniz bir şeyi fark edin. Haberleri seyreder veya gazete okurken, haberin odaklandığı insan gruplarının cesaretleri, güzellikleri, güçleri ve ilahi ışıklarına odaklanın.

Bunu yapmak enerjiyi değiştirir. Bunu yapmak algınızı değiştirir ve yükseldiğinizi hissedersiniz ve enerji düzeyinde de çevrenizdeki herkesin enerjisini yükseltirsiniz.


Aynada kendinize bakarken, ne kadar yorgun göründüğünüze veya yaşınızı nasıl gösterdiğinize odaklanmayın. Ne kadar güzel olduğunuza ve gözlerinizde parlayan ışığa odaklanın.

Bunu yaptığınızda hissetiklerinizin nasıl değiştiğini fark edin. Ayrıca, sessizce diğerlerinin güzelliği, gücü ve ilahi ışığına odaklandığınızda enerjilerinin nasıl değişebildiğini fark edin.Bunu yaptıkça gerçek bir değişimin farkına varacaksınız.

Yaşama en iyiyi nasıl yansıtabileceğimizi öğrenmeye ihtiyacımız var. Şu anda, topluca tüm yaşama ve gezegenin kendisine acı yansıtıyoruz. Gerçek şifanın yaratılması için gerekli enerji değişimine tanıklık edebilmemiz için bunun değişmesi gerekli.

Diğer insanlar ve dünyaya en iyisini nasıl yansıtacağınızı öğrenmede size yardımcı olabilecek bir çalışma daha var.

Zengin ve verimli bir içsel bahçe yaratmak üzerine çok yazı yazmıştım. Verimli ve zengin bir içsel doğayı beslememiz gerekli. 

Yerli halkların gözlerinde parlayan ışık, geliştirmiş oldukları içsel dünyanın derinliği ve zenginliğinden gelir.

Eğer içsel dünyamız kıraç ise diğer insanlara ve dünyaya baktığımızda, dışımızdaki dünyayı da kıraç olarak görürüz. Eğer boş hissedersek dışımızdaki dünyayı da boş olarak görürüz.

2011’de Huffington Post için “Zengin Bir İçsel Dünyayı Nasıl Yaratmalı” başlıklı bir makale yazmıştım. Makaleyi, bu bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz: http://samanizmveruyalar.blogspot.com/2012/09/zengin-bir-icsel-bahceyi-nasl.html

Zengin bir içsel bahçe ve  içsel dünya yaratırken çalışabileceğiniz başka bir uygulama ise şöyle:

İskoçya’da verdiğim eğitimden sonra, eşim Woods ile birlikte eğitime ev sahipliği yapan Stephen ve ailesiyle vakit geçirdik. Eğitimi organize etmiş olan Stephen, uzun yıllardır öğrencim ve zamanla da iyi birer arkadaş olduk. 

Geçtiğimiz 10 yıl boyunca eşim ve ben, Stephen ile çok güzel zamanlar geçirdik ve eğitimden sonra da bir kaç gün birarada olmak bir zevkti.   

Stephen Woods’u gerçekten sever ve birlikte oldukları zamanı daima şakalaşarak ve gülerek geçirirler. Stephen Woods’u onurlandırmaya ve aile klanına dahil etmeye karar verdi.

Böylece, bir gece Woods için bir seremoni yarattı. Stephen’ın eşi ve ben de seremonideydik. Hem Woods hem ben, Stephen’ın sözlerinden ve yaratmış olduğu seremoniden çok etkilendik.

Seremoninin sonunda elele tutuşarak kalplerimizden geçen sözleri paylaştık. Konuşma sırası bana geldiğinde kendimi ailemden bahsederken buldum. Atalarım kabileseldi ve ailemin kabilesinin Stephen’a doğru sevgiyle ortaya çıktığını hissettim.

İçimde derin bir köklülük hissettim. O anda içsel dünyamın son derece derin ve zengin olduğunu hissettim. Bu hissi anlatacak sözcükleri bulamıyorum. Benliğimin her hücresini dolduran derinlemesine bereketli böyle bir toprağın hissini daha önce yaşadığımı hatırlamıyorum. 

Çoğumuz atalarımızdan neleri almamış olduğumuza odaklanırız. Fakat, hayatta olduğumuz gerçeği atalarımızdan gelen bir zenginliği ve onların armağanlarını taşıdığımızı gösterir.

Kitaplarımda ve atölye çalışmalarımda katılıcımlardan anne ve babalarının taraflarından hangi güç ve armağanları taşıdıkları üzerine yolculuk yapmalarını istiyorum.

Fakat atalarının çizgisinden taşımakta oldukları saf enerjiyi deneyimlemelerini veya bunun üzerine bir yolculuk yapmalarını hiç istememiştim. İnanıyorum ki, bunu yapmak, bize bütünlenme ve bu muhteşem yeryüzüne köklenme hissinin yeni bir düzeyini hissettirecektir. 

Sessizlik içinde olmaya biraz zaman ayırıp, dinginleşerek, anne ve babanızın taraflarının enerjilerini deneyimlemeye çalışın. Atalarınızın kim olduğunun, ne yaptıklarının veya yapmadıklarının bir önemi yok. Onlar yeryüzünün parçasıydılar ve size de yeryüzünde yaşamanın zenginliğini aktardılar. Ve bunu deneyimlemek, size içsel dünyanızın toprağında büyüyen derin bir gücü hissetmenizde yardımcı olacak.   

İçsel dünyanızı beslemek ve derinleştirmek konusunda ne kadar çok çalışırsanız dünyaya sevgiyi, ışığı, güzelliği ve şükranı yansıtmak da o kadar kolaylaşır. Zira kendinizi içinizde boş ve kıraç hissettiğinizde diğerlerine güzelliği yansıtamazsınız. Güzelliği ilk önce içinizde hissetmek, deneyimlemek ve taşımak zorundasınız.   

Dolunay 22 Temmuz’da. Haydi içimize yolculuk edelim ve bütünlüğümüzü, parlaklığımızı ve ilahi ışığımızı deneyimlemek için derinliğin ve güzelliğin olduğu yerden bağlantı kuralım. Kendinizi sevgi yayan ve bu sevgiyi yeryüzün derinlerine ve tüm yüzeyine yansıtan küresel bir topluluğun parçası olarak hissedin. Topluca yaydığımız ışığımızın muhteşem yeryüzümüzün derinlerinde ve çevresinde insanların oluşturduğu ışık ağını örmesine ve beslemesine izin verin.  

Eğer Dönüşüm Haberleri’ni okumaya yeni başladıysanız dolunay seremonimizin detayları için lütfen “İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyunuz.


Birkaç gün önce bir rüya gördüm. Rüyamda ölümcül bir hastalık tanısı konmuş bir kadınla konuşuyordum. Benden tavsiye istedi. Ona verebileceğim en önemli tavsiyenin ümidini kaybetmemesi olduğunu söyledim.  

Zira ümidimizi kaybettiğimizde devam etmenin amacı nedir ki? Söylediklerime o da katıldı, bana teşekkür etti ve rüya sona erdi.

Bu denli büyük değişimlerden geçerken ümitli olmayı sürdürmek çok önemli. Zamanımızın dalgalarıyla başa çıkmada bize yardımcı olacak anahtar bu.  

Yeryüzü için Şifa, Toksik Düşünceleri Nasıl Şifalandırmalı ve Değişen Zamanlarda Nasıl Büyümeli’ye de olan, Dönüşüm Haberleri’nde yazdığım uygulamaları yaparsanız daha fazla güç, metanet ve de en önemlisi ümit deneyimlersiniz

Michigan School of Integrative Medicine’nin kardiyak çalışması kapsamında Yeryüzü için Şifa’yı öğrettiğim sırada, Yeryüzü için Şifa grubunun uzun dönemli ümit duyguları deneyimlediğini gördük. Ümit, sağlık ve esenlik durumunu yaratma ve sürdürmenin anahtarıdır.   

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Dönüşüm Haberleri Haziran 2013

Dönüşüm Haberleri Haziran 2013  

Sandra Ingerman               

Annem Lee Ingerman’ın vefatı sonrasındaki nazik sözleriniz, güzel mesajlarınız, dualarınız, sevgi ve desteğiniz için hepinize teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten de almış olduğum her e-postaya ve karta yanıt vermek istedim ama bunu yapmam mümkün olmadı. Umarım size geri dönen sevgi ve teşekkürlerimi hissetmişsinizdir.

Bu benim için derin bir tefekkür zamanı. Yaşamımın son dört yılı ebeveynlerime bakma etrafında gelişti. Ve zaman içinde işleyecek çok şeyim var.  

Hepimiz yaşam deneyimlerimizi cisimleştiririz. Deneyimlerimiz hücrelerimize yerleşir ve bizi pek çok yolla şekillendirirler. Zorlu yaşam deneyimlerini değiştirme ve dönüştürme yeteneğine sahibiz, yani onları hissetme ve bize nasıl rehberlik edeceklerine ve şekillendireceklerine karar verme yeteneğine.  

Daima güçlükleri büyümemize yardımcı olacak araçlar ve armağanlar olarak kullanma ve evrilme seçeneğine sahibiz.  

Yaşam deneyimlerinin yerleşmesine ve bizi sertleştirmesine izin verebiliriz. Ya da pozitife odaklanabilir ve canımız yanıyor bile olsa gülümseyebilir ve güzel bir söz söyleyebiliriz. Bu bizi değiştirir ve en karanlık zamanlarda bile ışıklandırır. Geçmiş yıllarda yaşamın zorlukları arasında sıkışmış olabilecek annemin, yaşamının son yıllarında nasıl daha huzurlu ve parıltılı olduğuna şahit olmak çok güzeldi.

Değişen Zamanlarda Nasıl Büyümeli adlı kitabımda Çinliler tarafından hapsedilmiş Tibetli bir rahibenin öyküsünü paylaşmıştım. Uzun yıllar hapiste kalmış ve işkence görmüştü.  

Bu güzel rahibe Santa Fe’de bir kitapçıdaydı. Birisi ona başına gelenlerden sonra nasıl şifalandığını sordu. Zira Tibetli rahibe artık pırıl pırıl ve mutlu biriydi. Rahibenin cevabı, kendi kendisine mantra gibi sürekli biçimde  “Her şey için teşekkür ederim. Hiçbir şeyden şikayetim yok” dediği oldu. Bu tavır değişikliği onda şifalanma ve yaşamı algılamasında değişiklik yaratmıştı.

Kendi yaşamımda, kendimi kötü hissettiğimde yürüyüş yaptığım sırada ziyaret ettiğim en sevdiğim ağaçlardan birini düşündüğümü fark ettim. Ellerimi gövdesine koyduğumu ve doğa ile derin bağlantımı ve doğaya olan sevgimi hissettiğimi hayal ederim. Bu kendimi iyi hissetmeye devam etmemde yardımcı olur.  

Annem, yaşamının sonunda, yaşamış olduğu güçlükler yerine sevdiği şeylere odaklandı. Ben de ilişkimizdeki güçlükler yerine, ebeveynlerimi ne kadar çok sevdiğim ve harika anılarımıza odaklanma seçimini yaptım.   

Odağımızı sevdiğimiz şeylere çevirmek nöral yollarımızı değiştirir ve acı yerine sevinç hissetmek için yeni olanaklar yaratır. Yaşadığımız acıyı veya deneyimlediğimiz zorlukları inkar etmiyoruz. Ama yaşam deneyimlerimizin duruşumuzu ve sevgi ve ışığın bizden ışımasına izin verme becerimizi nasıl şekillendireceği seçimine sahibiz.  


21 Haziran’da yaz/kış gün dönümünü kutluyoruz. Yaşamda nelerden geçmiş olursak olalım, şu anda kim olduğumuz bunlar üzerine yapılanmıştır. Hepimiz tüm çabalarımızın en güzel meyvelerini verdik.  

Haydi güzel varlıklar olarak büyümüş ve evrimleşmiş bizlerden yetişen meyvelerin güzelliği üzerine düşünme seçimini yapalım. Şu anda olduğunuz halinizi kutlayın. Bunu yaparken size verilmiş yaşam için doğa ve evreni onurlandırmış olacaksınız.  

Annem yaşama karşı büyük bir tutku duyardı. Yaşamın değerli bir armağan olduğuna inanırdı. Onun yaşamını onurlandırmak için en iyi yolun ebeveynlerim, atalarım, toprak, hava, su, güneş ve evrenin gücü tarafından verilmiş yaşamım için derin bir şükran duymak olduğunu hissediyorum. Şükran uygulamalarım daima olmuştur ama son zamanlarda şükran halim içimdeki daha derin bir yerden kaynaklanıyor. Şükranımın derinliği şimdi daha fazla.   

Yaşamlarımız için derinden şükran duymak yaşam kaynağımızı onurlandırır. Şimdi bize verilmiş yaşam armağanını kutlamanın zamanıdır.

Bu gün dönümünde atalarınızın, toprağın, suyun, havanın ve güneşin size vermiş oldukları üzerinde derinlemesine düşünmek için zaman ayırın. Şükran halinizin derinleşmesine ve yaşamı kutlayarak sizden akmasına  izin verin!

Son birkaç yıldır koşulsuz sevgi, ışık, sevinç ve şükran üzerine yazıyorum. Bu bilinç durumları daima kim olduğumuzdur ve dışsal koşullara bağlı değildir.

Yaşamın getirdiği her şey bizi, koşulsuz bilinç durumlarının içimizden yükselerek dünyaya akmasına izin verdiğimiz içsel kuyumuzun derinliklerine götürür.  

Gün dönümünde kendi kuyunuzun ne kadar derinleşmiş olduğu hakkında derinlemesine düşünmek için zaman ayırın.


Haydi topluluğumuzdaki herkese sevinçli bir gün dönümü dilemek için kalplerimizi birleştirelim! Işığınızın, sevginin ve şükranın sizden akarak güzel gezegenimizdeki tüm yaşamı beslemesine izin verin. Gün dönümü kutlu olsun!

Bu şükran ve takdir halini, bir ilahi ışık ve koşulsuz sevgi ağı yaratarak  muhteşem yeryüzümüzün içindeki ve çevresindeki her canlı varlığa dokunan dolunay seremonimize örün.

Yaşam değerlidir! Haydi yaşamı kutlayalım ve onurlandıralım!

Eğer Dönüşüm Haberlerini okumaya yeni başladıysanız detayları ve dolunay seremonilerimize nasıl katılacağınızı öğrenmek için lütfen “İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyunuz. 

30 Nisan 2013 Salı

KUĞU İLE BİR KARŞILAŞMA


KUĞU İLE BİR KARŞILAŞMA

Simin Uysal

Bugün belirli bir konu üzerinde düşünürken, hiç beklenmedik biçimde bir kuğunun muhteşem ve zarif imajıyla karşılaştım.  

Bir yandan Kuğu hakkında neler bildiğimi, Kuğulu Park'ı ve çirkin ördek yavrusu masalını düşünür, bir yandan da sevgili Google’a danışırken (zira rüyalar bize araştırma ödevleri de verirler) bir öyküye rastladım. Çok hoşuma gitti. Çevirisi aşağıda:  

“Küçük Kuğu Rüyazaman’da geleceği arayarak uçuyordu. Gölün serinliğinde bir an için dinlenirken, bir yandan da geleceğe bir giriş noktası arıyordu. Bu an, Küçük Kuğu için bir şaşkınlık anıydı çünkü Rüyazaman’a geçişinin kazara olduğunu biliyordu. Onun yalnız başına ilk uçuşuydu ve Rüyazaman’ın coğrafyası da onu biraz endişelendiriyordu.   

 Küçük Kuğu, Kutsal Dağ’ın tepesine doğru baktığında girdap gibi dönen, o ana dek görmüş olduğu en büyük kara deliği gördü.  Yusufçuk yanından uçarak geçerken Küçük Kuğu kara delik  hakkında sorular sormak için onu durdurdu. Yusufçuk Kuğu’ya “Bu, hayal gücünün diğer düzeylerine bir geçiş kapısıdır” dedi. “Ben pek çok aydan beri illüzyonun koruyucusuyum. Eğer kara deliğe girmek istersen izin almak ve bunu haketmek zorundasın.” Küçük Kuğu, kara deliğe girmek istediğinden emin değildi. Yusufçuk’a girişi hak etmesi için neyin gerektiğini sordu. Yusufçuk, “Sana sunulan gelecek her ne ise, Yüce Ruh’un planını değiştirmeye çalışmadan, onu kabul etmeye istekli olmalısın” diye cevap verdi. Küçük Kuğu küçük ve çirkin bedenine baktıktan sonra “Kara deliğe karşı koymayacağım. Akışına teslim olacak ve bana gösterilene güveneceğim” dedi. Bu cevap Yusufçuk’u çok memnun etmişti ve gölün illüzyonunu kaldırmak için sihrini yapmaya başladı. Küçük Kuğu, aniden gölün ortasında beliren girdabın içinde kayboldu.

Kuğu birkaç gün sonra yeniden ortaya çıktı ama şimdi zarif, beyaz ve uzun boyunluydu. Yusufçuk şaşırmıştı! “Kuğu, sana neler olmuş böyle!” diye haykırdı. Kuğu gülümsedi ve “Yusufçuk, Yüce Ruh’a teslim olmayı öğrendim ve geleceğin yaşadığı yere götürüldüm. Kutsal Dağın zirvesinde pek çok harikalar gördüm ve kabullenişim ve inancım nedeniyle değiştirildim.  İyilik halini kabul etmeyi öğrendim” dedi.

Yusufçuk, Kuğu adına çok mutlu olmuştu. Kuğu da Yusufçuk’a illüzyonun ötesinde görmüş olduğu pek çok harikaları anlattı. Şifalanmayı ve evrensel güzelliği kabullenişi sayesinde ona Rüyazaman’a giriş hakkı verilmişti.”

Her hayvan ruhu, eşit derecede güce sahip olsa da her birinin bize yardımları ve öğretecekleri dersler aynı olmuyor. İlginç ve heyecan verici bir nokta da, aynı hayvan ruhunun farklı kişilere farklı derslerle ve yardımlarla geliyor olması.  Sizin Kuğu'nuz ile benimki çok farklı konularda rehberlik ve yardıma gelebilir. Her şey kişiye özel. İlk çağrışımlarım bana bir his vermiş olsalar da, Kuğu'nun hangi armağanlarla geldiğini öğrenmek için keşif ruhu, heyecan ve merak içindeyim. Ne de olsa şamanizmdeki sürpriz faktörünü daima hatırlamakta yarar var.

27 Nisan 2013 Cumartesi

Dönüşüm Haberleri Mayıs 2013


Dönüşüm Haberleri Mayıs 2013                   

Sandra Ingerman


Bu Mayıs ayı boyunca dengeye odaklanmamızı istiyorum.

Beden, zihin ve ruhuz. Sıklıkla bedensel duyumlarımızda kaybolur ve bedenden daha fazlası olduğumuzu unuturuz. Diğer yandan da bazen, fiziksel sağlığımızı koruyabilmek için beslenme, egzersiz ve dinlenmeye ihtiyaç duyan bedenlerimizle ilgilenmeyiz.    

Sorunlu düşüncelerimiz, tavırlarımız ve duygularımızın içinde boğulabiliriz. Diğer yandan da spiritüel baypas olarak adlandırılan şeyi yapabilir ve bize spiritüel ve duygusal düzeyde rahatsızlık veren nedenleri görmeyi reddedebiliriz. Bu inkar ve bastırma ise sonuçta sağlık durumumuzu etkiler.  

Bizler ruhuz ve birer bedene ve zihine sahibiz. Bedenimiz, ruhumuz için bir araç ve antik Mısırlıların da inandığı gibi, ruhumuzun tapınağı. Bazen gündelik stres ve sıkıntılara öyle odaklanırız ki ışıldayan ruhumuzu ve ruhumuzun akışını, güzelliğini ve zarafetini deneyimleyemeyiz. Fakat ruhumuz daima oradadır. Bazı durumlarda da yalnızca ruhtan ibaret olduğumuzu, diğer şeylerin önemli olmadığını söyleyerek ihtiyaçlarımızı karşılamayız.

Pek çoğumuz için sarkaç abartılı biçimde salınır. Yaşamlarımızda dengeyi yaratmak için bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuzun her birine ilgi göstermeliyiz.

Her düzeyde neler olduğunu teslim ederken beden, duygular veya zihinle  aşırı özdeşleşmemek işin anahtarıdır. Dengeyi yaratan budur.

Yeryüzü için Şifa ve Değişen Zamanlarda Nasıl Büyümeli kitaplarımda Psikosentez adlı terapi dalının yaratıcısı olan Roberto Assagioli’den aldığım “Özdeşleşmeme” adlı bir uygulamayı paylaştım.

Bu egzersizin özünde bir bedenim olduğu ama bir beden olmadığımın farkına varmak var. Duygularım var ama ben duygularım değilim. Bir zihnim var ama ben zihin değilim. Bir varlık, süreklilik ve içsel denge hissine sahip olanım. Ben kimliğin merkezi ve saf bilincim.

Fiziksel, duygusal veya zihinsel olarak olan birşeyle kendimi aşırı biçimde özdeşleştirdiğimi fark ettiğimde kendi kendime yukarıdaki paragrafı tekrar ediyorum. Bu yolla, yaşamakta olduğum güçlükleri teslim ederken aynı zamanda da bunların içinde kaybolmuyorum. Bunların üzerine çıkabiliyor ve daha geniş bir perspektife sahip oluyorum ki bu da beni daima denge durumuna getiriyor.  

Paskalya’dan önceki Cuma sabahı bir rüya gördüm. Rüya çok karmaşıktı ve tüm detaylarını paylaşmayacağım.

İlk başta, Orta Çağ’da bir savaş sahnesindeydim. Savaş çok kanlıydı ve insanlara işkence ediliyordu. Sonra sahne değişti ve spiritüel şifayla ilgili insanların bulunduğu bir konferanstaydım. Şahit olduğum savaş sahnelerinin bir Hollywood filmine ait olduğu anlaşıldı.

Konferansta filmin yıldızlarından bazıları sahneye çıktılar. Hepsi de genç ve sarışındılar, elbiseleri beyazdı ve yüzleri kocaman gülüşlerle parlıyordu. Konferans katılımcıları onlara filmde oynadıkları rollerle ilgili olarak neler hissettiklerini sormaya başladılar. Gerçek bir çarpışmaya değil de film sahnelerine şahit olduğumu farkettiğimde rahatladığımı hissettim. Rüyada bana, tüm yaşamın bir rüya olduğu ve tıpkı oyuncuların bir filmde oynadıkları gibi  rollere büründüğümüz hatırlatılıyordu.

Bu konuda daha önce de yazmış olduğumu biliyorum ama rüya yaşam denen bu filmde hepimizin birer oyuncu olduğu hakkında bir hatırlatmaydı. En zorlu zamanlarda, bize neredeyse işkence ediliyormuş gibi hissettiğimizde bile dünyasal deneyimimiz yoluyla öğrenen ve evrimleşen o parlak ışıklarız.

Kendimizi fiziksel, zihinsel ve duygusal düzeyde olup bitenlerle birazcık daha az özdeşleştirmeyi öğrendiğimiz zaman, geriye çekilebilir ve oynadığımız rolü incelemeye başlayabiliriz. Şimdi yeni bir rol veya yeni bir karakteri oynamanın zamanı olduğu seçimini yapabiliriz. “Bu karakteri çok uzun zamandır oynuyordum ve şimdiyse yeni bir rol edinmenin zamanı” demek seçeneğine sahibiz.   

Yeni bir rol oynamaya hazırlanan bir karakter oyuncusu olarak kendimizi rolümüze çok derinden kaptırıyoruz. Bunun bir rol olduğunu ve değişiklikler yapabileceğimizi unutuyoruz. Bazen kaderimizde öğrenmemiz gerekli olan dersleri öğrenmek için kendimizi rolümüze tamamen kaptırmak zorunda oluruz. İlerleyebilmek için, hangi zamanın artık değişiklik yapma ve yaşamda belki de yeni bir rolü keşfetme zamanı olduğunu bilmek zorundayız.

Mayıs ayında bu konuda derinlemesine düşünmek için zaman ayırabilirsiniz.

Dolunay 24 Mayıs’ta. Haydi karşı karşıya olduğumuz güçlüklerle kendimizi özdeşleştirmeyi bırakalım ve ilahi ışık olduğumuzu ve evrensel bilinç, ışık ve koşulsuz sevgi için araç olduğumuzu hatırlayalım.

Haydi hep birlikte güzel gezegenimizi içinden ve çepeçevre sarmalayan ilahi ışık, sevgi ve sevinç ağını örmeyi sürdürelim.

Dönüşüm Haberlerini okumaya yeni başladıysanız dolunay seremonimizin detayları için lütfen
İnsanlardan Oluşan Bir Işık Ağı Yaratmak” yazısını okuyunuz.

19 Nisan 2013 Cuma

RÜYA GÖRMENİN ÜÇ GENİŞ BANDI


RÜYA GÖRMENİN ÜÇ GENİŞ BANDI

Robert Moss

Çağdaş toplumumuzda, analistler ve rüya “uzmanları” , rüyaları ciddiye aldıklarında onlara genellikle tek bir bakış açısıyla yani çözülmesi gereken semboller dizisi olarak yaklaşırlar.

Rüya yaşantımız semboller bakımından kesinlikle zengindir. Etimolojik olarak, sembol “şeyleri biraraya getiren”dir. Semboller gündelik zihnimiz ile daha derin olan çok boyutlu gerçekliğin işleyişlerini biraraya getirmeye yardımcı olurlar. Sembollere, bizi bildiğimiz az olan şeylerin veya bildiğimizi düşündüklerimizin ötesinde, herşeye dair daha zengin ve derin anlayışa taşımaları için ihtiyacımız vardır.

Yani sembollerle rüya görürüz. Ama sembolik olmaktan çok gerçek olarak alınması gereken rüyalar da deneyimleriz çünkü bizde fiziksel veya bundan daha az “gerçek” olmayan diğer bir düzende oluşmakta veya oluşacak olan olaylara dair açık bir algı sağlarlar. Bunlar, sembolik rüya görme ile karıştırılmaması gereken, rüya görmenin diğer iki geniş bandında gerçekleşirler.  

Bu geniş bantlardan biri rüya görme esnasında doğallıkla işleyen ESP (duyu dışı algılama) ile ilgilidir ve insanoğlunun hayatta kalma kitinin bir parçasıdır. Rüyalarda, sezgisel radarımız uyanık yaşamımızın karmaşasının içindekine göre daha iyi işlev görür; zaman ve mekanda keşfe çıkar ve uzaktaki olaylara göz atarız. Doğunun deyimiyle bunlar “berrak”rüyalardır (her ne kadar uyandığımızda onlardan açık ve tam bilgiyi akılda tutmak için çaba sarfedebiliyor da olsak). Hawaii dilinde ise bunlara “sek” rüyalar adı verilir. Herhangi bir sembolik sisteme gore tercüme edilmeleri gerekmez. Dış dünyada olan veya olacak olanlar hakkındaki bilgilerinin farkına varılması ve eylemde bulunulması gerekir.      

Rüya görmenin üçüncü geniş bandı ise başka bir gerçekliğin deneyimlerini içerir. Aktif rüya görenler için bu, rüya görmenin en zengin hazinesidir. Bilinçli veya bilinçsiz biçimde, büyük bir Sufi filozof olan Ibn Arabi’nin “hayal aleminin arafı [barzakh]” olarak adlandırdığı, duyular alemiyle sonsuzluk aleminin arasında olan yere yolculuk yaparız. Çoklu evrende parallel dünyalar, bardo bölgeleri, uzak galaksiler ve tanrıların, iblislerin ve perilerin kendilerini evlerinde hissettikleri yerler de dahil pek çok maceralar yaşarız.

Yani, bir rüya hakkında düşünürken kendinize rüyayı hangi bantta görmüş olduğunuzu sorun: sembolik, gerçek veya başka bir gerçeklik. Sonra da rüyaların çok katmanlı olduklarını hatırlayın, yani şu ya da bu vakası olmadıklarını. Rüya bu üç düzeyin hepsinde de işliyor olabilir. Örneğin, geleceğe dair bir olayı görürsünüz ve olağan gerçeklikte gerçekleşen olayların içeriği sembol bakımından son derece zengin olabilir. Paralel bir gerçeklikteki insanların arasında geçen bir rüyanız olabilir. Transpersonel figürler oldukları açıktır ve aynı zamanda da benliğinizin farklı yönleri olarak da görülebilirler. Yerde ve gökte, çoklu evrendeki deneyim bolluğunu dar bir kutuya sıkıştırmaya çalışan yaklaşımların düşlediklerinden çok daha fazlası mevcuttur.